Uzak
kıyılarında kaldı o maviler düşlerin.İnandığın ne varsa hepsi
uzak
kıyılarında düşlerin.Mutlulukların peşinde koşarken hep birşeyleri
bir
kenarda unuttun.Bir kapı ardına alelacele süpürülmüş tozlar gibi
bıraktığın.Yaramaz ve tembel bir çocuk gibi şekerlemelerin o parıltılı
kağıtlarını halı altlarına saklar gibi,itelediğin.Ağzında kalan
tadla geride
bıraktığın ne kadar tatsızlık varsa unuttuğun..
Sen hep ağzında kalan şeker tadına koştun,durmaksızın.
Mutsuzluklarını örtbas edip mutluluk oyunu oynar oldun,yanıldın.dışarıdan
bakanlar hep gördüler bu sahte oyunu.Sen seni sevenlere ihanet ettin sen
kendi yaralı dünlerinde kendini sakladın.Ama saklanamadın.
Sen saydam bir aynaydın,bilemedin.Bakmayı bilen kim varsa gördü bu
gerçeğini.
Saklanamaz ve kandıramazdın.
Uzak kıyılarda bıraktığın bütün mavilerini gömdün geçmişin
tozlu
satırlarına..
Ağzında kalan acı tadı hep yutkunarak yok saymak istedin.
Şeker tadı bildin o zehirleri.sen kendini gene kendinle aldattın.
Yorgun bir kadının derin bakışlarında gördün
geçmişini,hatalarını,yaralarını.Bir yelkenlinin uçup giden yolculuğunda
yakaladın zincire vurulmuş özgürlüğünü..Kuşların kanatlarında
unuttun
uçmaların anlamsızlığına inandığın kapı arkası tozlarını.şekerleme
yiyen
mutlu çocukları gördüğünde hatırına geldi halı altı şekerleme
kağıtları.
Hep biryerlerde birşeyler unuttun bilerek.
Unutulmak istedin belki hiç anımsanmamak.Karanlık gecelerden hatırda
kalan
tek bir yıldız olmak istedin belki de.
Tüm geçmişinin üzerine çıkıp tepinmek istedin,ezmek,yok etmek ve
unutmak.Unutamadın.
Karabiber ağaçlarının kırmızı minik tomurcuklarında kokladın acılarını.Bir
manolya tohumu gömdün bahçene.Üzerinden aylar,mevsimler geçti.inatla
yağmadı
uzun sure yağmurlar.Kurudun beklemekten ve kurudu tohumlar.
Bütün istediklerin ve ne varsa beklediğin hepsi sisli gölgeler ardında
kaldılar.Zira beklediklerini birileri hep zehirli dilleri ile içine
gömdüler.
Artık bir yudum su içerken bile düğüm oluyor boğazında.Bütün
sulara uzaktan
bakıyorsun.
Uzak sularda boğuluyorsun.
Mutluluk peşinde koşarken ağzında ve yüreğinde kalan şeker tadı
yerine hep
zehir oluyor.
Gözlerinde uzak denizler boğuluyor,yağmurlar bitiyor ve kendine sarılıyorsun
sımsıkı,olanca gücünle .
Bütünüyle unutulmak ve hiç anımsanmak istemiyorsun sen inatla herşeyi
anımsamaktayken.
Sen bu denli savunmasız ve beklentisizken birileri hep birşeyleri
beklemekteler bütün bencillikleriyle.
Hesapsız olduğun sürece sana geri dönecektir bütün tadlar.
Kurutma yağmurları ve manolya tohumlarını.Bir karabiber ağacının
altında
uzan ve dinle rüzgarları.
Acıtan ne varsa içini çıkar at onları bir deli ırmağın azgın
sularına.
Sonra kapının arkasındaki tozları temizle saklandıkları yerden.
Halının altında unutulmuş şekerleme kağıtlarını toparla ve yok
et.
Geçmişe dair ne varsa unut hızla.
Bütün yazdıklarını yırt at.
Ve bir şekerlemeciye uğra kucak kucak şekerleme al.bütün çocuklara
dağıt
onları.
Sevinçlerini yaşa birlikte onlarla,ışıl ışıl gözlerine bak
çocukların.gülümse.
Ağzında ve yüreğinde inanılmaz bir tad var şimdi .
Kucakla çocukları ve onlardaki kendini..sarıl kendine.Gördüğün pırıl
pırıl
gözler de sen varsın.Çocuk sevinçlerini kucakla bütün çocuklarda
sen
varsın.ürkek gülüşlerde değilsin.
Cesur ve hesapsız mevsimlerdesin..
Uzaklarda kalan aşklarını da unut.Ya da adına aşk
dediklerini.Sevinçlerini,hüzünlerini unut..
Hep sarıl çocuklardaki kendine.
Bırak içinde kalsın çocukların ,tut ellerini onların.
Masallar anlatma onlara.çocuklar kendileri yaşarlar içlerinde ki
masalları
nasıl olsa!!!
ışıklar içinde kalın....
egem uğur