TELAFİSİ OLMAYAN BİR HAYATTA

 

Telafisi olmayan bir hayatta, söylediklerimizden daha çok
söyleyemediklerimiz yaralar bizi...

var olduğunu ve bir yerlerde yaşıyor olduğunu bilmek de yetiyordu bana, bana
ve yaralı ruhuma...

senden kopuşumun üstünden yıllar geçti...

sensiz bir ana bile tahammül edemeyeceğimi düşünürken yılların geçip gitmesi
ürkütücü geliyordu. seni unutmak yeni bir hayatın önkoşuluydu. seni, sana
rağmen yok saymalıydım, ancak bu şekilde senden kurtulabilirdim.

herkesin görebildiği bedenin o aşkı yaşadığım bedenin inanılmaz bir
kopyasıydı. gözlerinin en derininde kendimi, tüm acılarımı, çocukluğumu,
yaralı ördeğimi, yıllardır görmediğim kardeşlerimi, kovuluşlarımı,
dönüşlerimi, eksik ve umutsuz aşklarımı görüyordum. sen vardın ve yaşıyordun
ve ben senden uzak durmak zorundaydım. ama benim için bu tahammül edilmesi
imkansız bir durumdu: sen yoktun ve yaşamıyordun, ara ara karşılaştığım çok
benzerin biriyle seninle yaşadıklarımın anısına bir kaç şeyi inanılmaz bir
gerilim altında konuşuyordum. görüntünü taşıyan ama ruhunu bilmeyen bu
yabancıyla konuşurken bile seninle konuşurcasına heyecanlanıyordum. kimi
zaman ileri gidip o'na kendisiyle bir zamanlar inanılmaz bir aşkın tarafları
olduğumuzu söylemek geçiyordu içimden, düşünüyor ve bir yabancı için bunun
birşey ifade etmeyeceği sonucuna varıyor ve vazgeçiyordum. bu vazgeçiş dalga
dalga ömrüme yayılıyordu. senden vazgeçmekle hayattan vazgeçmek arasındaki
benzerliğin kardeşi bir duyguydu bu...

kimi zaman seninle bir ada düşü kurardım. yıllar önce tanıdığım hayatın
içindeki yalnızlığı çok iyi bilen bir kadından bana geçen bir düştü. hande
evliydi, çocuğu ve kocasıyla mutlu görünmek belki de on'un için bir görevdi.
bir hayat yorgunuydu, ada düşünü benden önce kurduğundan emindim, o, bu
düşüne bir insan ararken beni bulmuştu. etkileyici ses tonuyla okuduğu
şiirleri dinlerken aklım ve yüreğim seninle doluydu.o bu düşünü benimle
gerçekleştirmek isterken ben aynı şeyi seninle yapmayı istiyordum,
muhtemelen sen de bir başkasıyla. işte bir zamanlar ortak bir düşümüz vardı,
ikimiz de aynı düşe inanmıştık, uğruna tüketilecek ömürlerimiz vardı. bu
düşün adı aşk'tı. bu düşe mekan bir adaydı, ama bu filmlerde gördüğümüz
tropikal adalardan değildi, belki en önemli farkı, bu adanın asla ısız
olmamasıydı. kendine has sıcaklıklarıyla ada insanlarının varlığı, yıldızlı
geceleri, fırtınaları, adayı dış dünyadan soyutlayan uçsuz bucaksız
deniziyle, aşkımızı belki tekrar yaşayabilme düşüydü. hande'den bana geçen,
seni de içine alan bir düş.

ben bir adaya gitmeyi içime yazmıştım, sensiz de olsa mutlaka gidecektim.
önceki yaz tatiliydi, gitmeden önce sana uğradım, sana "gel" demek,
gelmeyeceğini bildiğimden aptalcaydı. ama yüzünü taşıyarak, gözlerini yanıma
alarak gidebilirdim. sana uğradım ve yola çıktım.

bir adada on gün boyunca seni yaşadığımı, sensizliğe rağmen harika olduğunu
ve bunu mutlaka biriyle paylaşmam gerektiği düşüncesine yenik düşüyordum.
ilk aklıma gelen hande olmuştu. bunu o'na anlatmam onu kırabilirdi, uzun
zamandır görüşmüyorduk ama her telefon konuşmasında "ada düşü"nden mutlaka
bahsediliyordu. şiirleri o her zamanki sesiyle okuyordu, kimi zaman
hıçkırıklara boğulması şiiri bitirmesine engel olmuyordu. içim seninle
doluyken hande'yi aradım, senden bahsedemedim, ama adada bulunmanın müthiş
bir duygu olduğunu insanın ruhunda tarifi imkansız bir dalgalanmaya sebep
olduğunu anlattım ayışığında. seni düşünerek, adını vermeden aslında seni
anlatıyordum o'na. sesimdeki coşku o'nu coşturmuş nihat behram'dan peşpeşe
şiirler okumuştu. ve yılmaz erdoğan'dan: "bir aşkın izlerini silecek yeni
bir aşk sipariş edildi" diyordu. hiç de öyle değildi, bir aşkın izlerini yok
etmek mümkün değildi, ve gerçek bir aşktan diğerine gitmek mümkün olmuyordu.
ve kuvvetle inanıyordum ki; gerçek bir aşk bir ömürde en fazla bir kere
yaşanıyordu. belki de bu inançtı benim yeniden aşık olmama engel olan ama
ben hayalinle, bir adada, bir gece yıldızlar altında karanlığa gözlerini
çiziyordum...

ve ben bu ülkeden gitmeyi düşündüğümde yine bir ada düşü kuruyordum.
dönmemek üzere doğduğum coğrafyadan ayrıldığımda gideceğim yer bir ada
olacaktı: malta. sende olacaktın yanımda ve geride bıraktığım ülkemde sana
inanılmaz derecede benzeyen, ara ara karşılaştığım, büyük bir gerilim
altında konuşsam da karşılaşmayı çok istediğim birini bırakacaktım. bunu
düşünmek çoğunlukla insanın içinde tarif edemediği bir yerleri sızlatıyordu.

dedim ya, sen yanımda olacaktın, yok saydığım ama aslında her zaman
herkesten daha çok varolan sen...

mustafa aslan