KİMİ ZAMAN

Kimi zaman,  kendinle yalnız kaldığın zamanlarda bilinmezliğin düştüğün o karanlık kuyusunda...

Vakıf olduğum bir çok benleri,  tekrar ifade etmek, bu yutkunduğum hayatı bir nebzede olsa kendime yeniden itiraf etmek mecburiyetinde bırakıyor beni... Lakin bunu sanırım yapmak zorunluluğundayım. Gönlüm bunu sesliyor bana...

Uzun sanki çok uzun bir zaman önce idi...  Kaçmaya, deliler gibi kaçmak istemeye başladığım. Kendimi bildi bileli bu savaş vardı, kendimi öğrenmeye başladığımda doğrularımı, hep o gerçeklik üzerine, hep o erlik üzerine, adalet üzerine, hak üzerine, dürüstlük üzerine, Annelik üzerine, Babalık üzerine, İnsanlık üzerine kurmayı mütalaa etmeye çabaladım... Bilemiyorum halen ne kadarını başardım. Ve sanırım insan bundan hiçbir vakit tam olarak emin olamayacak... Bildiğim tek bir husus var, O da kendimi anlatmak, paylaşmak için verdiğim emek. Anlaşılmak için kurduğum tüm kapıları sonuna kadar aralamış olmak. Olmak ki herkim beni sorgulamak istediği ve kendisini bana açtığı zaman, bende ona kendimi doğru biçimde dile getirebileyim. Bu benim için bir savaş, gerçek bir savaş... Kendini doğru ifade edebilmek, her lahza kendini sorgulamak ile var oluyor bu gönül...

Belirsiz, bilinmez, bulanık, dolambaçlı, gizemli, imalı, kaçamaklı, kapalı, meşkuk, muammalı, muğlak, müphem, üstü kapalı, vuzuhsuz, tumturaklı...  Olmamalıyım, olamam. Kaçmadım sorumluluktan kaçamadım, kaçtı dedirtemedim. Sorumluluk, bencillik ve beklenti...Sanırım her an yinelenen birkaç soru ve yaşananlar üzerine gecenin rengine dönüşen sızıları anımsatıyor... Belki karamsar, belki bir o kadar siyahi...

Yokluk çekildiğinde yaşanılır, bilinir... Karanlık ancak yalnızken fark edilir...

Kendimle baş başa kaldığım vakit tüm sorgular yine başucumda bekliyor oluyor. Kendimle baş başa mı! Hangi lahza o kadar dönük ki dışa gönül, hangi alıp götüren rüzgar seni koparır ki kendinden. Sorgularına kikirdeyip, kendi kendine şımarıp sonunda kafa seslerinden sana ebeveynlik eden o otoritersi sarsılmaz ben hangi zaman diliminde bırakır ki peşini?

Sevdim evet... İstedim de... Belki bencilce, belki çılgınca, belki tutarsız, belki hak da... Lakin... Lakin işte... diyerek kaçabileceğim tek köşe bu. Gönlüm... Kaçtım, işte kaçıyorum.
 
                                                                  Ebru Erel