KARANLIKTAN ÖLÜM AKIYORDU KENTLERE

Ağustos'un ihanetiydi belki de...

Bir gecenin ölüme dönüşmesi belki...

Çığlıklar eklendi çığlıklara fay hattı boyunca... Umutlar, sevdalar,
yarınlar enkaz altında kaldı...

Uyku ölüm oldu... ölüm de sonsuz uyku...
Kimse ölüme yatmamıştı oysaki...

Toprak Ananın ihanetiydi belki de...
Dememiş miydi Attila İlhan; "gece ihanete müthiş bir gerekçedir" diye...
Gecenin ihaneteydi belki de...

Bir uğultu koptu, bir ışık  yırttı gecenin karanlığını, tüm ihanetler bir
araya toplandı, ölüm oldu, geceye aktı...

Annesi ve kardeşleriyle pikniktedir. Küçük kardeşini, Sıla'yı almıştır
omuzlarına. Yeşiller üzerinde bir o yana bir bu yana koşar adımlarla
gülüşerek gidip gelir. Babasıydı yıllardır, ama babalık etmekten ağabeylik
etmeye fırsatı olmamıştı. Sıla mezun olur üniversiteden aniden, Ayhan'nın
dudağında mutlu bir gülümseme. Zaman durur.

Sıla bir kuş kadar hafif ve masumiyetini taşır tüm çocukların. Gözlerinde
tüm savaşlar son bulur, kocaman bakan kapkara gözlerinde yarınlarını taşır.
Büyür aniden. Gelinlikle koşar kırlarda. Zaman durur.

Sedat bir sevdanın tutsağıdır. Aşka düşmüştür yolu. Sorsalar "Herkes kadar
iyi, herkes kadar kötüyüm" derdi. Gözleri derinlere dalmış, başka bir
kentteki sevdasındadır. Hep düşlediği ama elini hiç tutamadığı sevdasında.
Karar verir aniden, gider aniden umutsuz ve kendinden mahrum kente. Zaman
durur.

Gülşen bir yaralı ömür taşır, birkaç yıl önce yitirdiği kocasında kalmıştır
yüreği. Çocukları için yaşar, onların gözlerinde görür dünyayı. Hepsi
yanındadır  evlatlarının, gözlerinden bir ışık geçer aniden. Zaman durur.

Zaman durdu. Çığlıklar eklendi çığlıklara fay hattı boyunca... Umutlar,
sevdalar, yarınlar enkaz altında kaldı...

Önce Sıla'nın çığlığı duyuldu, küçücük bedeni kocaman beton yığınlarının
altında kaldı. Bakışları sabitlendi, son nefesinde Ayhan'ı gördü sanki.
Kırmızı gelinlik kanlara bulandı. Aynı anda Sedat da öldü. Bindiği otobüs
uçurumlardan uçtu, paramparça oldu. Ayhan zorlukla kurtuldu altında kaldığı
dolaptan, zaten bunu en çok Sıla'ya ulaşmak, onu kurtarmak için yaptı, öyle
güç bulabildi kendisinde.Yanına vardığında Sıla artık nefes almıyordu. Bir
çığlık attı ama onu duyan olmadı, binlerce çığlık atıldı aynı anda, onları
da duyan olmadı. Binlerce evde binlerce Ayhan, binlerce Gülşen çığlıklar
attı. Korkulara endişeler eklendi, kurtulanlar sevinemedi kurtulduklarına.
Enkaz başlarında umutlu bekleyişler feryatlara, çığlıklara, ağır yıkımlara,
zaman zaman da sevinç gözyaşlarına dönüştü...

Ağustos'un ihanetiydi belki de...

Deprem, insan öldürmüyordu sadece. Düşler 7.4 şiddetinde kesintiye
uğruyordu. Umutlar ertelenmiyor ezilerek yok oluyordu.

Karanlıktan ölüm akıyordu kentlere...

Gecenin ihanetiydi belki de...

mustafa aslan