İnsan, bir masal misali; bir varmış bir yokmuş.....

Dün tanışmıştık, sevgi dolu ve geleceğe bulutsuz bakan gözleri var dı
sanki. Arkadaşlarımızın arasında baş başa kalıp, etrafımızda seslerini hiç
duymadığımız kalabalık arasında özel bir kabinde gibi konuşmuştuk, belki bir
veya iki saat... Doyamadık bu muhabbete; ne ben, eminim ki ne de O...
Ayrıldık... Tekrar buluşmak için sözleşmedik de... ''Tekrar görüşmek
dileğiyle'' demişti. ''Umarım'' demiştim ben de. Umarım...

O'ndan ayrıldıktan sonra eve gelip, O'nunla geçen zamandan aldığım hazzı
sorguladım hücrelerimde. Sanki duygularımın arasında yokluğunu, O'nu
bulduğumda anladığım eksik bir parçaydı. O'na aşık olmayı ne kadar isterdim
diye düşünürken, aşkın; olmayınca, istemekle hiç olmadığını zaten yüreğimden
öğrendiğim şekliyle biliyordum. Bildiğim bir şey daha.., O'nu çok sevmiştim...

" Aynı otobüste, aynı koltuklarda, aynı bilete sahip, aynı yöne giden
insanlar var dünyanın dört bir yanında... Bizim muhabbetimizin ayrıntısı bu
belki de... Farklısın." demiş eklemişti; ''Ama unutmaki, bu farkı gördüğüm
için ben de farklıyım... '' Sanki gelecekten gelerek girmişti dünyama ve
sanki hep tanıdık gibiydi. Ne kadar akıllı, bilgili olduğuna liseden sonra
girdiği üniversiteden 1. sınıftan ayrılıp okumamış olduğunu öğrenirken oldukça
şaşırmıştım. ''Kafa dengi olmak kötü bir şeymiş okul yıllarında'' diye
ekleyip sözlerine gülümsemişti... Öyle dostça hissetmiştim ki O'nu; sanki
okul yıllarında herşeyi paylaştığım sınıftaki sıra arkadaşım gibiydi...

Tanıştırılırken adını anlayamamıştım. Yüzüne bakıp sordum O'na. "Afedersin
adım ne demiştin?" yüzüne odaklanmış gözlerime bakıp "Zeynep" dedi. Sonra
kalkıp gittik herkesle beraber... Ama gözlerim gözlerinde kaldı...

Cici' ydi.., çok ama çok cici....

Gece olabildiğince ilerlemişti, uykunun göz kapaklarımı her ziyaret
edişinde O'nunla görüşüp sohbet edebilme ihtimalimin yaklaştığı saatlerin
heyecanı ile çarmıha gerilmiş gibiydi göz kapaklarım. Ne olurdu yolda
karşılaşsak, ne olurdu sanki günlerce konuşabilsek... Bir sevgili dostumdan
duyduğum gibi; ''Bir balıkla, içindeki su kadar uzağız birbirimize" Keşke
O'nunla aynı mahallede oturabilseydik... Ya da keşke aynı dünya da
yaşayabilseydik! İnsan bir masal misali; bir varmış, bir yokmuş...

O'nu kaybettiğimi öğrendiğimde, kalabalıklar arasında yalnız kaldım,
çaresiz, titrek... Görünürde hiç bir iz yoktu ama kanıyordum, hem de uçsuz
bucaksız, kıpkırmızı kanadım... O'nu tanıdığımın ertesi günü kaybettim. Ama
yüreği hep yüreğimde, dostluğu, sözleri, yaşama isteği... Ölüm! Ne önemi var ne
şekilde geldiğinin... Her şekliyle yok oluyoruz ya...

" İnsanlar yalan söylediklerinde, hayatın bir parçasını öldürürler. Bu
aslında insanların yaşam sandıkları solgun ölümlerdir..." (Metallica- To live is
to die) Bana bu sözleri hatırlattığında kendi kendime söylediğim küçük
yalanların aslında içimde koskoca mezarlar açmış olduğunu anlamış oldum.

Hayat hiç kimseyi kırmaya değmeyecek kadar ölüme yakın. Hayat herşeyi
sevecek kadar uzun... Hayatta yokluklarına katlanamadığını hissettiğin
insanları çoğalt demişti... Nasıl olursa olsun yüreğine dokunan insanlara
sarılmalı, demiştim. Bakışıp dudaklarımızın tebessümden kıvrılışlarını
izlemiştik.

'' Güzel yürek, belki çok uzun konuşamadık ama bana kazandırdıkların,
sihirli bir elle dokunmuşçasına yüreğimde açtığın o pencere, o gönüllerden
gönüllere uzanan sevgi kıyıları.., Bir anahtar gibi geldin, çevirdin gittin.
Ardında şimdi hiç son bulmayacak bir düşünce; sevgin...''

Güzel insan,
Dostum;
Herşeyim
Canım...
Seni tanımamış olanlara gözyaşlarım...

O'nun gidişinin ardından toparlanmam zor oldu. Ama hayata küsmedim hiç. Bir
kaç saatte tanıdığım bir yüreğin aklımın köşelerinde açtığı hücrelerle
şekillendirdim dünyamı, yüreğimi.... Keşke evet keşke O'na aşık olmuş
olabilseydim...

usta/1993