YİRMİ YIL SONRA, ON DAKİKA ÖNCE

 Aniden fırlamıştı yataktan. Hafif terlediğini hissetti, saki kabus görmüş gibiydi. Ama uzun zamandır
özlediği, hayalini kurduğu pazar gününe ve o eskilerden sadece  hasreti kalan pazar kahvaltısına geç
kalkmaktı korkusu. "neyse tam zamanında" dedi içinden. Kapıyı hafifçe açtı ve hemen kendini dışarı bıraktı.
" Acaba kalkmasam mı dışarısı da pek soğukmuş" diye düşünüyordu, lavaboya doğru ilerlerken. Uzun ama dar
olan holden yavaş yavaş neredeyse nefes almadan parmaklarının ucuna basa basa yürüdü. Lambayı açıp
yüzünü yıkadı. Ve kendi kendine konuşuyordu ;
 - Traş olmak ne kadarda zordu sabah sabah. Hem de pazar sabahı. Delimiyim ben yaa. Yatsam ya
nereden de çıkardım şimdi bu işi... Ama kaç haftadır erteliyorum. Hem bugün sıradan bir gün değildi.
Sonra hemen mutfağa daldı eksiklerin listesini yaptı, çay suyunu koydu. Ve kapıcının alması için kapıya
yapıştırdı yaptı listeyi. Oturma odasındaki koltuğuna oturduğunda saat daha 07:12 idi. "Ulen daha kapıcı
bile kalkmamıştır heralde" diyordu pencereden bakarken. Yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

 Hava da ayrı bir güzeldi. Çok sevdiği ve gençken çoğu sabah işe gitmeden önce en az bir saat
nefes açtığı dönüşünde de her sabah alt kattaki Cemile teyzenin "Oğlum sen deli misin bu soğukta koşuyorsun
bir gün hastalanacaksın. Zaten fosur fosurda sigara içiyorsun bari bi işe yarasa" diye mırıldandığı, ama onun
koşmaktan hiç vazgeçmediği  parkta kuşlar ötüyordu. Ağaçların arasında uzayan dar etrafı çiçeklerle
çevrilmiş patikanın neredeyse sonu gözüküyordu bulunduğu pencerenden. Gözlerinin hafifçe dolduğunu
hissetmemişti boş boş bakarken. Birden bir kıpırtı olduğunu gördü uzaktan. Güneşin yansımasından dolayı çok
net değildi görüntü. Yavaş yavaş yaklaşıyordu iki kişiydiler. Gördükleri onu birden seneler öncesine götürdü.
Çok uzun zamanlar geçmişti ama sanki daha dünmüş gibi hatırlıyordu; O zamanlar sadece iki sevgiliydiler ama
elli yıldır evli çiftlerden bile daha güçlü idi bağlılıkları. Sabahları erkenden kalkıp farklı farklı yerlerde
buluşuyorlardı. Parklarda yürüyor. Banklarda oturup geleceklerinin hayalini kuruyorlardı. Çoğu zamanda bu
parka gelir kuşları dinlerler gökyüzünü seyrederlerdi. Tam karşıdaki banka oturup evlilik hayalleri kurarlardı.
O zamanlarda gençtiler ama hala yaşlanmış sayılmazlardı. Şimdi bile bazı günler parktaki o banka oturup eski
lerden konuşup gülüşüp birbirlerine sımsıkı sarılırlardı. Kış gecelerinde ellerine şemsiyelerini alıp banka
oturmak zor geldiğinden bir tanesinin üzerini tente ile kaplamış hafiften çardak havası vermişlerdi. Komşuları
ilk başlarda onlara deliymişler gibi baksalar da zamanla onlarda alıştı. Hatta kimi haftalar pazartesi 10 numara
Kazım bey ve Serpil Hanım, Salı 7 Numara Çetin ve Didem, Çarşamba da Bizim sıramız diye liste yapıyorlardı.
Gençler yaklaştıklarında gözleri doldu. Sanki dünya umurlarında değildi. ikisinin de mutlulukları gözlerinden
okunuyordu. Aynı banka oturdular. Ne kadarda güzel bir görüntü idi. "Oğlum herşey sırayla bu dünyada sakın
unutma" Dediğini duyar gibi oldu annesinin. Yanakları ıslandığında kapının çaldığını farketti.
Hemen kapıya koştu. Sipariş listesinin altına zili çalma dediği için Kapıcı Muharrem de hafifçe kapıyı
çalıyordu. Hemen açtı.
 - Uyudunuz sandım Sami Bey. Dedi Kapıcı.
 - Kusura bakma Muharrem mutfaktaydım duymamışım saolasın. Diyerek kapıyı kapattı.

 Elindeki poşetlerle mutfağa doğru yürürken bir yandan da gazeteyi okumaya çalışıyordu. Saate baktı.
Daha vakti vardı. "O zaman bir çay doldurayım ve şu gazeteleri okuyayım" dedi. Ama daha çayı demlememişti.
Güldü hafifçe. O sabah gazetelerin hepsinde yine savaş haberleri vardı. Ortadoğu yine karışmış binalardan
dumanlar yükselirken çekilmiş fotoğraflar süslüyordu gazetelerin baş sayfalarını. " Bu olamamalı gerçek Dünya
insanlar bu kadar kolay ölmemeli, öldürmemeli" diyordu. Ama elinden de bir şey gelmiyordu. Hergün bu
haberlerden sıkıldığından olsa gerek hiç okumadı. İkinci üçüncü sayfa derken spor sayfası. Galatasaray ın
Avrupa daki son kupası yine manşetlerdeydi. " Yıllardır değişmeyen tek şey bu Allah'tan En azından bir iki dalda
kendimizi kabul ettirdik Avrupa ya" Diye geçirdi içinden. Çaydanlıktan gelen sesle kendine geldi. Zamanı
azalıyordu. Saati 08:42 idi. Yavaş yavaş masayı hazırlarken evliliğinin ilk günleri geldi aklına. Ansızın karısına
sürprizler yapardı. Sabahları erkenden kalkar kahvaltı hazırlar ve yatak odasına götürürdü. Ama karısını
uyandırmaya kıyamadığı için her seferinde fırça yerdi. " aşkolsun Samicim yine yumurtam soğumuş madem
kahvaltı hazırlıyorsun neden uyandırmıyorsun beni." Derdi karısı. Ama o da hemen kocaman bir öpücükle bunun
bir şaka olduğunu hissettirirdi. Yavaş yavaş kahvaltıyı hazırlamış ve artık karısınıda uyandırma vakti gelmişti.
Sabah çıktığı gibi odaya yine usul usul nerdeyse nefes almadan daldı. Perdeyi yarım araladı. Birden içeriye
güneş ışığı doldu. Yatakta uyuyan aşkına bakarken "sanki bir yıldız gibi parlıyor."  Diye düşündü. Eskiden
sabahları oturduğu sandalyeye oturdu.
 - Seni seyretmek o kadar güzel ki aşkım. Hiç uyanmasan saatlerce böyle oturabilirim.
 dedi kısık bir sesle. Yatağa doğru hafifçe eğildi. Anlından öptü ve hadi hayatım kalkma zamanı dedi.
 - Saaamiiii Saat daha dokuz. Yatalım aşkım bu gün pazar. Dedi Perihan.
 - Hadi hayatım mızmızlanma, az sonra çocuklarda gelecekler.
 - Aaa Doğru aşkım nasılda unutmuşum. Daha kahvaltı hazırlayacağım. Banyonun kapısını açtığında
"Kapıcıyı çağırır mısın Bitanem." diye bağırıyordu.
 - Hayatım acele etmene gerek yok. Ben hallettim.
 - Tamam aşkım o zaman çay suyunu koy bari de ben bir duş alayım.
 - Hayatım çay da hazır. Sen rahat ol.
 - Samiiii Sen var ya bir tanesin. Diyordu boynuna sarıldığında Kocasının.

 Tam saat dokuzu iki geçe kapı çaldı. Gelenler Tuğçe ile Kemal idi.
 - Babacımm, Annecimmm Dedi Tuğçe. Sarıldılar, öpüştüler. Perihan
 - Hadi girin içeriye ayakta kalmayın. Tuğçe Hemen mutfağa hadi acıkmışsınızdır. Bak baben yine
Sucuklu yumarta yaptı sizlere.
 - Baba sen mükemmelsin dedi. Kemal devam etti sonra gururlu bir sesle hafifçe iğneleyerek,
 Akşam maçı seyrettin değil mi baba nasıl oynadık yine, artık bununda üzerine kimse konuşamaz.
 Avrupada aldığımız kupalar, bazılarının ligdeki kupalarına eşit oldu.
 - Kemall dedi kızgın bir sesle Tuğçe. Burdan çıkışımızda var.
 - Tamam hayatım. Kızma sadece babama söylüyorum.
 Kemalle evleneli on ay olmuştu Tuğçe. İlk çocukları idi Sami ve Perihanın. Aslında Kıbrısta okuyan
Bir kızları ve İstanbul da çalışan bir oğulları daha vardı ama onlarla her hafta görüşemiyorlardı. Bu aralar
Sınavları olduğu için Gizemi de çağıramıyorlardı. Ama Abisi onunla çok ilgileniyordu. Her hafta sonu Kıbrısa
gider İhtiyaçlarını giderirdi kardeşinin. Zaten çoğu zaman iş için gidiyordu Kıbrısa.
 
 - Baba yine mükemmel olmuş nasıl beceriyorsun bunu bu kadar güzel yapmayı. Dedi Tuğçe
 - Kızım boşuna mı erkenden kalkıyoruz, Kimse tarifi almasın diye, Hem annen bile öğrenemedi
senelerdir. Gülüştüler. Birden Sami  nin telefonu çaldı. Kalktı söylenerek masadan. "Sabahın köründe kim
olabilir ki". Biraz kızgın biraz da meraklı, telefonu açtı. Ama hala çalıyordu. Birden Bağırındı "Yine bozuldu bu
Perihan yaa" tekrar denedi, bir türlü telefonu açamıyordu, bir daha bir daha..


 Kapının aralığından gelen sesle irkildi, Sami Hadi işe geç kalacaksın, "Bak Kızcağız Çaldıra çaldıra
kaldıramadı seni."  Gözlerini açtı Telefonunu eline aldı ve Cevapsız çağrılara baktı. "Aşkım" Dedi. Gözleri
hafifçe doldu yataktan çıktığında. Annesinin yanaklarından öptü. "Günaydın annecim, Günaydın" Dedi
gülümseyerek.


N.DURAK 08/04/02  14:45