Sonbahar hoşgeldin

Sonbahar hüzün kokar, sarı sarı... Yaprak düşer yere, hayaller düşer suya, gözler dalıp gider uzaklara...


Sonbahar, biten bir aşktır: Neden bittiği önemsiz, bitmesidir yaralayan. Tıpkı, bir yaprağın neden düştüğünün önemsiz kalması gibi...


Sonbahar biten bir gençliktir: Saçlara ak düşmese de, hayatla ilişkilere ak düşer. Akıl başa düşer. Sonbahar, hep var olan yaşlılığın sırtını sıvazlamasıdır insanın. İnsanın içinin ürpermesidir.
Sonbahar, kendine gelmektir. Silkinip yaprakları düşürmektir. Bir anlığına da olsa ölmektir. Kurulup yıkılan ‘büyük dünyalar’ın ardından acı acı gülmektir.


Sonbahar, solmaktır. Rengin zoraki renkliliğinden fıtriliğine dönmesidir. İlla ki güzellikten, gerçekten güzelliğe gelmektir.
Sonbahar, kış kokar, soğuk soğuk... Bir düğme daha iliklenir, biraz daha içine girer insan kendinin, biraz daha uzaklaşır atmosferden.. Nefesinin sesini daha çok duyar, yaprakların hışırtısını daha çok farkeder, kendini daha çok hisseder...


Ne genç kızlık, ne delikanlılık hayalleri, ne kavak yelleri... Sonbahardır gelen. Soğuk yüzünde anlam, boş dallarında kitaplar dolusu söz, düşen yapraklarında buruk bir tebessüm gizlidir.
Gelen sonbahardır. Son sonbahar olmadığı ne malum... Senin son baharın olmadığı, dünyanın son baharı olmadığı, düşlerin son baharı olmadığı, bitmek bilmez arzularının son baharı olmadığı... Ne malum son sonbahar olmadığı...


Gelen sonbahardır... Bir gencin pişmanlıklarını barındıran bir yaşlılılıktır onunkisi. Bin nasihattan biri olmaya değil, bir musibet olmaya gelmiştir.


Elleri boş gelmiştir. Ama, bu boşlukta nice doluluklar vardır.
Yüzü soğuk gelmiştir. Ama, bu soğuklukta nice sıcaklıklar gizlidir.
Sonları bağırarak gelmiştir. Ama, bu sonlar nice başlangıçlara gebedir.
Sonbahar gelmiştir, hoşgelmiştir...

Murad ÇETİN

http://www.sessizharfler.net