VE
ARTIK RENKLERİM DE' SEN' LENDİ...
'bir ikindi vakti,ufkumda güneş
batarken,yıldızlar bir gözyaşı gibi aktı sensizliğe,başladı sessiz
ve sensiz geçen günlerimin ilk adımları'
Herhangi bir tren boşluğu altında
bırakılan sevdaların izdüşümü,soğuk ve neşterli bir gece yarısı,idam
edilen duygular ve çelik bir dolapta asılı duran hüzünlü mor bir şiir
senden geriye kalan. hep o eski ve acımasız hüzünlü bir şarkının
notaları gezerken,prefabrik kalbine saplanan flu bir rengin esaretinde,o
intikam ruhlu gecelerin efendisine yenik düştüğümden beri dermansızım
artık. Veda edilirken bilinmezin buselerine. isminin AMORFALYUS TİTANYUM
olduğu söylenirken,en uğurlu günüm olarak gösteriliyordu gazete manşetlerinde
o gün. semantik tahliller renklerin ve çiçeklerin manalarını çözerken
intikamını alkışlarcasına köşe başında duran herhangi bir yalnızlığım,
gökkuşağı renkli ufkuna takılırdı. ve her nedense bir yolcu otobüsü
hüznünde şifrelerin girdabında boğulurdum her gece. ve bir çıkış
yolu bulduğumda bir yanım ağıtlar yakarken diğer yanımla da isminle dua eder ve yalvarırdım bizi yaratan
yaradana. ve sonra sen
gelirdin aklıma tekrar,yorgun gecelerimin irinli saatlerinde.korkuyordum
mutluydum ama! verilmiştin ömrüme,ömrüm verilirken kandil kokularında
bende bir bilinmezi idim son asrın!!!
Artık bozulmuştu mu ne? elestu
birabbiküm sualini sorulup,hep bir ağızdan verilen cevabımızdan sonraki
kıyılan nikahımız! kara bir haber tadında idi her şey. sensiz geçen
her günümde,her gecemde,sensiz geçen her şeyimde,sokak lambalarının soğuk
ve bir o kadarda kahverenginin acizliği içerisindeydi,her yanım...
Ve bir ıslık sesinde dışarıdaki
zemheri sevdaların ismine inat,gönderirdim sana yalnızlığımın soy
ismini. Ölü bir dudak hissizliği gibi geliverirdin ansızın o senli günlerime...bir
afyonkeş gibi Zaloğlu Rüstemle,Golyatı savaştırıp ve her ne hikmetse
KIRMANŞAH' ı galip getirirdim,her mısralarımın sonlarına...gönlümün
her dar ağacına,bozkırların rengini ezberletir ve kanatırcasına hediye
ederdim,sevdamın berrak yetimliğini...
Latince bir kelimenin ilk günlerinden
arta kalan zamanlarda;dokuz,on dokuz ve yirmi dokuz rakamlarını tarotların
körüklerine verirken hasretle,zalim bir buhran olurdu sensiz geçen her rüyam,bir
deniz kızıyla beraber!
Sonra uyanırdım soğuk bir geceden sıyrılır
gibi,sana ve renklere olan aşinalığım başlardı her cuma akşamlarında
perşembe günlerine inat(!) belki bir mavi,belki siyah bir gül,belki kırmızı
olan benim adım ve belki de beyazların ağzını bağlayan kırmızı bir
kurdale...
Sensizlik kansersi bir öksürük gibi
işlerken sensiz geçen her zemheri buğularında eridiğimi ve yok olduğumu
düşünür ağlardım. bir önceki gece gördüğüm rüyamı anneme tabir
ettirir ve tekrar başlardım sana bırakmadan seni. ve isimsiz künyelerden
koparılan sevdaların her birsini,teker teker gömerdim isimsiz vadilerin
arasına. bir Mavera hüznünde idi iki gözüm.ve Meriç tadında *
tek bir inananı kalmayan, bir dinin son peygamberi* idi yüreğim.
Aranılan bir sokakta
karelerin,dairelerle barışık olduğu bir çizgiden öteye geçmezdi
ayaklarım ve tekrar sen olurdun demir parmaklıkların arasında içtiğim,nikotinsiz
olan her sen dolu sigarada...
Ve beyaz bir gelinliğin süpürdüğü
duygularımdan arta kalan bir haykırış oldu ismin dudaklarımda. ve boş
kaldı = balığı tüketilmiş bir denizde avlanan balıkçı olan =
ellerim. ve anladım ki artık bundan sonra sensizliğim,gri renkli bir
imsak vakti özetinde olacaktı!oysaki benim acıyan,seven,gülen,her filmin
sonunda ağlayan,köşe başlarındaki dilenci kağıtlarında asilleşen
yanımdın sen. bütün dünyamı küçültüp,göz yaşlarımı gölgemle
nişanlayan,ömründe ilk defa oruç tutan bir şairin ağız kokusu gibi öpüyorum
o dudaklarını. takdis ve vecitle...
ve biliyorum ki ceylan göbeğim,isminin her
sarısında ve gözlerini her maviliğinde kaybolup giderken ben;yine devam
edeceksin sen uzun hummalı yolculuklara...
VE ARTIK DUYGULARI AĞIR YARALI...
VE ARTIK RENKLERİM DE 'sen' LENDİ...