YANIK
 
 
                        - Anne, çok acıyor !!!
                        - Daha kötü ol... Kocaman çocuk oldun, hala altına işiyorsun...
                        7-8 yaşlarında tombul ve sevimli bir çocukla, yine tombul ama sevimsiz, üstündeki kıyafetleri kirli, saçı-başı dağınık annesinin, konuşmalarına şahit oldum. İlaç kokulu hastane koridorunda... Oturduğu yerden, öyle içten ağlıyordu ki çocuk, öyle bir akıyordu ki gözyaşları, pantolonu ıslanmıştı... Anne yüksek sesle ve sıkıntılı bir şekilde bir yandan çocuğa kızarken, diğer yandan isyan ediyordu, kötü kaderine... Gelen-geçenin ilgisini çekmişti. Anne-oğlun diyalogu... Üçlü bir bankta, onların yanında oturuyordum. İnsanlar, anlamlı anlamlı bana bakıyorlardı sanki. "Yanındakilerle neden ilgilenmiyorsun?" dercesine... Suçlandım... İlgilenmem gerektiğini düşündüm...
                        - Hanımefendi ! nesi var çocuğun?
                        - Gözü kör olsun, bacağını yakmış.
                        - !!!
                        Kocaman çocuk olup, altına işemesiyle, bacağını yakmasını anlayamamıştım. Çocuk asit mi işiyordu? ki bacağını yakmıştı???
                        - Nasıl yakmış ?
                        Anlatınca, kulaklarıma inanamadım. O an kadını boğazlamamak için kendimi zor tuttum. Bir anne, bu denli sorumsuz, gamsız, bencil ve cahil olamazdı... Hayvanlar bile iç güdülerini kullanıyorlarken...
                        "Nasıl yakacak?" diye, kızarak anlatmaya başladı. Meğer evlerinin hemen yanında bir inşaat varmış. Çocuk sokakta oynarken, o inşaattan yanmamış bir kireç parçasını alıp, cebine koymuş. Onu da cebinde unutmuş. Gece de altına işemiş. Islanan kireç yanmaya başlayınca, bacağının üst tarafını çok derin bir şekilde yakmış... Dayanamadım, kadına kızmaya başladım.
                        -Sen nasıl bir annesin ki çocuğun sokakta oynadığı kıyafetleri ile yatmasına izin veriyorsun? Giyebileceği bir pijaması, eşofmanı yok mu? Bu çocuk altına kaçırıyorsa, neden tedbir almıyorsun?   
                        - !!!
                        - Ama.. şey... her zaman altına kaçırmıyor ki !!!
                        Sözlerim karşısında ezilmişti kadın... Oturduğum yerden kalkıp çocuğun yanına gittim. Bacağına bakmak istedim. Üzerinde kirli bir pantolon vardı.
                        - Pantolonunu çıkartırmısın oğlum? yaraya bakacağım...
                        - Ama ayıp olur...
                        - Olmaz yavrun sen çıkar...
                        Utana-sıkıla, bir yandan da ağlayarak, pantolonunu indirdiğinde, karşılaştığım manzara tüyler ürperticiydi...Sanki bacak, ateşle dağlanmış gibiydi. Kıpkırmızı bir et ve büzüşmüş bir deri... Çok kötü bir yanıktı. Çocuğun bacağını görünce içim parçalandı. Üstelik o yaranın üzerine, o pis pantolon giydirilmişti. Pantolonu çıkartınca, çocuğun ağlaması kesildi. Meğer, pantolon sürttükçe yavrucağın canı yanıyormuş...
                        Üstüne üstelik bu ruhsuz kadın, çocuğu acile götürmek yerine, sıra numarası alarak polikliniğe getirmiş. Sırasının gelmesini bekliyormuş !!! Çocuğun elinden tuttuğum gibi, hasta bakıcı ve hemşirenin karşı koymasına rağmen, bir hışımla doktorun odasına girdim. İlk an da tepki gösteren doktor, durumu anlatınca, yavrucağın bacağına baktı. Ve "annesini çağırın" dedi. İçeri giren kadına, çocuğun hemen hastaneye yatması gerektiğini söyledi.
                        Çocuğun halini görünce, kendi işlerimi unutmuştum. Bir yakınım hastanede yatıyordu. O gece onun yanın da refakatçi kaldım. Akşam çocuğun yattığı servisi öğrendim ve odasına gittim. Ağabeyi yanın da refakatçi kalmıştı. Annesini sorduğum da "doktor amca kızdı. Onu eve gönderdi" dedi küçük oğlan, ağabeyine fırsat vermeden... Beni gördüğüne çok sevinmişti küçük yumurcak... Kırmızı yanaklı, tombul çocuk, yattığı odanın da neşe kaynağı olmuştu. Boğazı hiç durmuyordu. Sürekli bir şeyler yiyip, içiyordu. Ben çocuğun yanındayken, doktor ve hemşire geldiler. Doktor, çocuğun yarasına bakıp, hemşireye ne yapması gerektiğini anlattı. Beni çocuğun yakını sanıp, "sizinle görüşebilirmiyiz?" diyerek beni dışarı çağırdı. Dışarı çıkınca çocuğun yakını olmadığımı söyledim.
                        - Öyle mi? Gündüz poliklinikte sizi çocuğun yanında görmüştüm. Şimdi de burada görünce bir yakını olduğunuzu düşündüm.
                        Doktora olan biteni anlattım. Çok hoşuna gitti. Bana daha samimi yaklaşmaya başladı. Çocuğun annesini nasıl ve neden hastaneden kovduğunu anlattı.
                        - Kardeşim kadın çok cahil... Üstelik, Her tarafı pislik içinde... " Bu gece ben seninle uğraşamam, sen refakatçi kalmayacaksın. Üstüne başına bak, mikrop saçıyorsun... Telefon et, başka birisi gelsin. Sen de evine git" dedim. O gitti. Ağabeyi geldi... Onunla da konuşmak istemedim. Sizi görünce bilgi vermek için konuşmak istedim.
                        Doktor da benim gibi, kadının sorumsuzluğuna ve pisliğine kızmıştı. Çocuğun durumunu merak ediyordum.
                        - Doktor bey, çocuğun durumu nasıl?
                        - Hiç iyi değil. Eğer bünyesi kabul ederse, yanan kısıma suni deri uygulayacağız. Bir an önce yarayı kapatmak zorundayız. Aksi taktirde çocuk, bacağını kaybedebilir.
                        - !!!
                        Şok olmuştum. Cehaletin kurbanı olan bu çocuk, sakat kalma riski taşıyordu. Çok üzüldüm. Gece boyunca, her fırsatta çocuğun yattığı odaya geliyordum. Çocuğun bulunduğu servis, yanık tedavi bölümüydü. Oda da yatan hastaların tamamı yanıktan yatıyorlardı. En çok ilgimi çeken şey, yatan hastaların yaş ortalamaları küçüktü ve büyük bir çoğunluğu, alt kültürün insanıydı. Cehaletin kurbanı bu insanlar, nasıl yandıklarını anlattıkça, kahroldum... Cehalet, ihmal, dikkatsizlik onları bu oda da buluşturmuştu. Kimi inşaatta çalışırken, açıktaki elektrik kablosuna dokunmuş, kimi kaçak elektrik almak için elektrik direğinde çarpılmış, annesinin ihmali yüzünden 4 yaşındaki kız çocuğunun üzerine ocakta pişmekte olan çorba dökülmüştü. Çocuğun alt dudağı ile göbeği arası feci bir şekilde yanmış. Hele 15 yaşında, Samsun'dan gelen bir çocuk vardı. Bir arabanın boş olan yakıt deposuna kaynak yaparken, depodaki gaz nedeniyle patlama olmuş. Yüzü, elleri ve vücudunun birçok yeri yanmıştı. Çocuğa sadece bir etek giydirmişlerdi. O şekilde geziyordu. Ellerini hiç kullanamayan ve sargıda olan çocuk, tuvalet ihtiyacı hissettiğinde deli oluyordu. 40 gündür hastanede yatan çocuğun, o gece refakatçisi de yoktu. Sıkıştığı zaman doktor, hemşire, kadın, erkek önüne kim gelirse "ne olur beni bir işet.." diye yalvarıyordu. Üzerinde annesinin bir eteğinden başka hiçbir şey olmayan bu çocuk, neden mi çişi gelince Allah canını alıyordu? Çünkü bacakları ve cinsel organı da yanıktan nasibini almıştı...
                        Orada gördüğüm insanların durumu ne oldu? bilmiyorum. Ancak yanığın çok zor ve geç iyileştiğini öğrendim. Unutamadığım bir gece oldu. Cehaletin bir kader olmadığını öğrendim. Cehalet, ihmal, dikkatsizlik nedeniyle her gün onlarca insan ölüyor ve sakat kalıyor. Eğitime önem vermediğimiz sürece, hiç bir anlamda gelişemeyeceğimiz açık ve seçik ortadayken; Neden ilgililer çözüm bulmuyorlar? Acaba birileri bilinçli ve sağlıklı toplum yaratmaktan mı korkuyor???
 
Halil KÖKSAL