RÜYA dan Uyandým

Hep bir ruya yasamak istedim. Oysa, hep bir ruyada yasadim. Hayat bir tokat atti. Bir kabusa uyandim.

 Yalnizim. Onceleri sanirdim ki, bir tek ben kaybetttim hayatin nesesini, aci cekerdim niye sadece ben diye. Yalnizlik uzerine onlarca yazi okudum. Ne cok insan varmis benimle tipatip ayni duygulari paylasan, hayret ettim. Yalnizlikta yalniz olmamak umudumu tuketiyor.

 Sicak bir dost eline isyan gecirdigim gecelerde, “Yalniz degilsin” diyen bir yurek sesi icin neler vermezdim. Oysa simdi aska, dostluga, durustluge, iyilige, sadakate, sarkilara olan tum inancimi yitirmisken, hicbirsey dokunmuyor, hicbirsey eksik gelmiyor, hic birsey eksiltemiyor. Bilakis yalnizligim yeterli gelmiyor. Daha cok yalniz, daha cok kendimle beraber olmak istiyorum. “Yasamak icin bir sebep verin bana” diye haykirdigim karanlik gecelerimde tum iyi seylere olan inancim sonsuzdu oysa. Simdi sebeplerin hepsi bir okyanus dibinde gomuluyken, sadece nefes almak icin yasiyorum, ya da nefes aldigim icin. Ve hersey cok daha basit, ve daha katlanilir gorunuyor.

Bazilari cok dusunme, cok dusunmek sagliga zararli diyor. Bunca sene beynimizde yeni ogretilere, bilgilere yer acmak icin verdigimiz caba niye o zaman? Neden hep saglikli mantikli dusunmeyi, akilli olmayi, ogrenilebilecek herseyi ogrenmeyi salik verdiler bize?  Neden dusunen beyinlerin dusunmeyenlerden daha degerli oldugu yalanina inandirdilar? Neden sadece icerden acilan yurek kapimizin tokmagini kirip attilar? Bizi icierde tek basimiza dusuncelerimizle basbasa biraktilar? Paylasilmayan guzel seylerin bir gun kendi kendini yok edecegine inananlardanim ben. Ask gibi, dostluk gibi, akil gibi, kalbim gibi…Bir zamanlar guzel olduguna, degerli olduguna inandigim hersey zamanla kendini imha etti, neden hala hersey guzel gorunuyor? Oldurduklerimin mezarinin ustundeki bu zafer dansi da neyin nesi? Bu huzur, bu sevinc nerden geliyor?  Gozlerimi kamastiran bu isik, bu sicaklik neyin nesi?

Icimdeki butun putlari yerle bir ettim ben. Bir zamanlar kutsal deyip tapindigim hersey birer toz bulutu artik. Putlar yikildi ama Tanrilar hala icimde. Karanlik mabedimin derin yariklarindan gunes isigi siziyor. Kim demis  “gun isigi iyilestiremez dolunay yaralarini…” diye. Her kis, butun yapraklarini dokup, kuruyan, catlayan, yagmurdan, firtinadan dallari kirilan agaclara baksin. Her bahar, firtinaya inat, donduran soguga inat, umutsuzlara inat, vefasizlara inat, gun isigini icine alip bembeyaz ciceklerle donanan agaclari hatirlasin.

Kim demis, “okudugumuz o kitaplardaki o kusursuz kahramanlar gibi olamazsin “ diye…Irmagin akisina kendini birkanlarin, ruzgarin yonune gore savrulanlarin, karanlik bastirinca korkup kacanlarin, dusman köyü basinca canini kurtarmak icin köyü satanlarin hikayesi yazilmaz, arkadas. Aldigi yaralara aldirmadan inandiklari icin sonuna kadar savasanlarin, isigi goremediginde aramaktan vazgecmeyenlerin, sevdikleri icin daglari delenlerin, ihanet etmektense zehiri icmeyi yegleyenlerin, diyetini odemek icin kendi kolunu gozunu kirpmadan kesenlerin efsanesi yazilir. Bu seferlik tutku, sevgiyi ; yalan, durustlugu; ihanet, sadakati; ofke, merhameti yenmis olabilir. Vazgecmek, daha guzeli dusleyemeyenler icindir. Asla ayaklari uzerinde dogrulamayanlar, neden dustuklerini hic bir zaman anlayamayanlardir.

“O ruyadan uyanmak icin, kapanmis gozlerinin altinda bir umut isigi aramam.” Umut benim gozlerimin icindedir. Icinde yoksa o, gunes girse icine bir damla umut olamaz. Bende olmayani kimse bana veremez. Ve bende olani butun dunya uzerime gelse benden alamaz. Ve asla bilemeyeceksin orda ne oldugunu, parmak uclarinla bana dokunmadikca…

 Simdi biliyorum ki kabustan uyanmak icin gozlerimi acip, isiklari yakmak gerek. Bir ruya yasamak icin ise, parasutu takip, bulutlar arasinda yukselen bir ucaktan dunyayaya civilemesine atlayabilmek…

 10/10/02  Ayse Ozan