YALNIZLIĞIN DEVİNİMSEL EVRENİNDEN


zaman yaşamak için yaratılmış bir kere...şimdi sadece yalnızlık için
devinimlerini sürdürüyor.burada,bu şehirde,bu camın arkasındaki odada
zaman seni düşünmekle kendini tükettiriyor.

aslında güçlü olmak,seni yaşamak için düşünüyorum.düşüncemin
bittiğini sandığım anda ise hayalin beliyor baktığım uzaklıkta.uzakta
bir yerde bulut sen oluyor,rüzgar sen oluyor,aynadaki ifade sen
oluyor.seninle tadılan,duyulan,görülen her ne varsa...imgeden simgeye
her şeyde bir sen oluyor,bir tek sen geliyor akıla.

hani bazı gerçekliklerden,bazı yaşanmışlıklardan,sözcüklerin
acımasızlığından kaçamadığımız anlar olur.işte ben öylesi anları
toplu bir tekerrür içinde yaşıyorum.acının merkezi,sevginin merkezine
kurulalı daha doğrusu sen bu odadan,bu evden,bu şehirden gideli...sen
bu gökyüzü altını terk edeli akla gelmedik her ne tür gariplik, yada
boş vermişlik işler varsa yapılıyor benim şahsımca.

dışardan bakan için,içeriyi,derini,ruhun kıvrımlarını bilmeyenler
için gelip geçici panik atak kokulu bir buhranın orta demleri
bunlar.ama bilmezler sevmeyenler,dijital sevdalılar,aşkı paket kağıdı
içinde jelatinli sananlar...bilmezler...

nasıl acı verir boşluğa çarpıp geri dönen ses,boşluğa sarılmalar,her
gece uykuyu kahve fincanında aramak,uyuduğunda sıçrayarak sevgiliye
uyanmak...bilinmez ki sevmenin acı çekmek olduğunu.ve bilmez kimse
sevmenin bir nefret krizi olduğunu...

şimdi senden o kadar nefret ediyorum ki,bu şehirden o kadar çok
nefret ediyorum ki...bu yüzden kendimle övünüyorum.seni hala sevdiğim
içindir bu nefret.çünkü sende biliyorsun ki sevmek demek nefret
demektir.bu da bizim gerçekliklerimizden birisi değil miydi?

bilmez ama kimse sevgiyle nefretin kardeşliklerini...yolu sevgiden
geçen herkes nefretle tanışmaya mahkumdur aslında.bu
doğanın,aşkın,yada adına her ne demek istenirse...bir şeyin kanunu bu
işte.sevmek nefrettir dudaklarda.

ne diyordum en başta,şimdi nerdeyim...sözcükler hala düşman bana.hala
onları bir araya getirirken en büyük savaşlarımdan birisini
veriyorum.hala düzensiz,zamansız,kimi zaman ortadan kırılgan
oluyorlar.

günlerdir ayaktayım.bu mektupta bu yüzden daldan atlıyorum.aklıma her
ne düşüyorsa,kelimeler cümleleri nasıl kağıda itekliyorsa sana
paragrafları o şekilde yazıyorum.hayatı ve düşünceleri sıralamadığım
gibi bu mektubu da yeniden sıralamayacağım.biliyorsun,her şeyin ilki
makbuldür.

"hala uyumadım" diyordum.bu artık benim en büyük gerçekliğim olma
yolunda yapı taşlarını sıralıyor ardı ardına.tüm dost dediklerim
gözlerimin şişkin esrarını anlatıyor birbirine.seni suçlayan da
var,beni aptal bulan da...ki hadi kabul edelim ikimizde suçluyuz bu
konuda.sen giden,ben bekleyen oldukça daha çok şiş ve solgun duracak
bu gözler.

bu uykusuzluk,düşünceli saatler ve olmadık anda karşımda senin
beliren hayallerin iyice parçası oldu hayatımın.aslında kurtuluşu
var,biliyorum en kısa yolunu.bir yarayı,bir yara kapatır.ama seni
böylesi severken,bunu ne kendime ne de içimde yer edinen sevgiye
yapamam.

inandığımız şeylere bakarsak,bu aldatmaktan başka bir şey olmaz.ne
diyordun:"insan önce düşünce de aldatmamalı.her şey orada,akılda
başlar.sonra bir virüs gibi,içten içe yayılır aldatmanın zehiri."
işte bu gerçeklik tıkıyor beni.seni sensiz bile aldatmak...dışardan
bakana yine saçma,yine bilinmez geliyor.

şimdi sana ne demek doğru düşer tam olarak kestiremiyorum ama bu
şehrin,bu evin,bu kalbin sensiz boşluk ve anlamsızlık ifade ettiğini
iyi biliyorum.çok sevdiğim bir cümleyle bu mektubu bitiriyorum.sadece
kalbinle oku ve yüreğindeki beni dinle:"sana sıradan bir adamın en
büyük zenginliğini sunuyorum,kalbimi.kalbimin içinde ki
sevgimi,sadece seni sayıklayan sevgiyi...al onu şimdi."

sevgiyle,saygıyla,aşkla,zamana...


Serkan Çakmak - 911 / Karmaşamdan Kırıntılar

12-11-2004

01:08

sevmek ve sevilmek adina...

sevgilerle...