YIKIK KENT
 
Bir hüzün şarkisi çaliyordu bu kentin yikilmiş harabelerinde. Bir
ayriligin öyküsü yaziliyordu yüreklere. Bitirmeye çaliştigimiz
işkenceyle, ikinci bir yikilmişligi yaşiyordu bu kent öylesine soguk,
öylesine üşümüş, öylesine yalinayak bir vedayi kucakliyordu boş
ellerle.

Gidişinle kent ayaklandi önce, olanca şiddetiyle sarsildi tüm
senfoniler, en agir dramlar, trajediler, aşklar. Çöküntülerini
içgüdülerimin duvarlarinda yaşadim yalnizliklarimda en fazla
şiddetlerle uyandim uykusuz sabahlarima. Yoklugunu acimasizca içime
sindirmeye başladim. Gidişinle kendime küstüm senden önce, sonra o
çiplak benligine ve bu kasvetli, havasiz, simsiyah bulutlu güneşin
dogmaya küstügü bu kente küstüm yikilmiş anilar arasinda.

Yıkıntılar arasında seni aradım hep. O kaybedemediğim, kaybetmek
istediğim seni aradım bilinçsizce, melankolik havalarda. Gitmeni
istediğim, başını alıp temelli gitmeni istediğim o hayalini aradım
hep bu yıkılmış kentin ara sokaklarında. Ama işte geriye kalan o
yıkılmış hayalin, anıların beni ayakta tutan. Beni terk eden
bedenindi, ruhun hep yanı başımda ağlamaklı, hüzün dolu o inat kent
yığınının arkasında gizlenmiş. Yıkılmış, ezilmiş benliğimin aka
kapılarını açmışım ruhumun kanayan duygu yaralarına, ama sen yoksun
işte. Boşuna aramam boşuna yorulmam.

Kent'in arka sokakları boş, duvarları resimsiz ama tek
duvarsız "yıkılmış bir kent var içimde" sen gibi, sensizlik gibi
şiirlerimde, şarkılarımda, Türkülerimde, ağıdım da hep sen varsın
sevgili...

Sinem'den sevgilerle...