Babam'a


Annemle yıllarca kavga edip durmuşsunuz ben gelmeden önce. Ne kadar çok acı çektirmişsin kovmuşsun,dövmüşsün.Çocuğun olmuyor diye.Yıllarca bebek kıyafetlerine bakıp ağlamış.Mahallede ettiği kavgalarda bile yüzene vurmuşlar çocuğu olmamasını.Senin bu yanını hiç tanımadım ben.Vurmayı bırak hiç kızmadın bağırmadın ki bana.Yine de şanslıymışsın Seni bırakıp gitmemiş umudunu yitirmemiş.
Camları naylondan,yıkık dökük küçük bir evde doğmuşum ben.Kimine göre Ekim kimine göre Mart.Çokta önemli değil.Sonbahar ya da kış.O yüzden mi kışı çok seviyorum acaba..Çok hastaymışım.Annem çok iyi bakıp iyileştirmiş beni. 17 günde 4 kilo almışım rivayete göre.İlk kez Baba demişim. Ne çok sevinmişsindir. Kavga gürültü de bitmiş evde.
4 yaşıma gelince annem ve beni köye göndermiştin. Bizi uğurladığın günü hatırlıyorum.Hiç yaşayamayacağım üç ay geçirdim.Ormanda odun yapıp yükleniyorum.Taşıyamıyorum tabi ama deniyorum.Yengem yükümle beraber kendi yükünün üzerine atıyor beni.Kıyameti koparıyorum tabi.İçinde balıklar, akan berrak ırmaklar,o ahır kokusu, yeni doğan buzağı, kovaya süt sağıyorum.Tadını hiç unutmadığım bir daha hiç yemediğim küçük kırmızı çileğe benzer bir meyve..Terkedilmiş kırık sıralı kertenkele ve yılanların cirit attığı köhne ahşap bir ilkokul.Dizili yaş fındıkların içinde uyuyor.Bir oda dolusu elmanın içinde yuvarlanıyorum.İlk defa yayık neye denir orda gördüm.Annem o kadar ısrar etti ki kaymak ye diye..Yayladan inerken yeşilliğin en tepesindeki çitle çevrili eve bakıp ''kaymak yiyeceğim'' demiştim.  
Aradan yıllar geçti. Çok sevdiğin gözlerini ve gözlerimi anımsatan turkuaz murat ile her pazar götürüyordun bizi küçük eve. Bütün akrabalarımız orada diye götürüyordun sanıyordum.Hep o naylondan camlı küçük eve gidiyorduk.Kuzenlerimle rulo duran halıların  üstünden atlıyor,altımıza kaçırana kadar gülüyorduk.Ne oyunlar oynuyorduk.Nede olsa kuzenlerimdi.Çok seviyordum onları.Bu gitmeler onbir yaşıma kadar sürdü.Yine bir pazar günü turkuaz dan inip koşarak merdivenleri çıkarken 5-6 yaşlarında bir çocuk diğerlerine haber verdi gelişimi.Hep böyle yapıyordu.Nedense...
Çocuktum ben tek bildiğim oyun oynamak mutlu olmaktı. Her istediğimi alıyordun.Annem biraz bağırsa sen koruyordun beni. Mutluydum seninle.
Yine bir Pazar günü. Yine adres aynı.Küçük camları naylondan ev..
Seviyordum kuzenlerimi.Oyunlar oynadık yine. Nasıl olduysa anlayamadım.Dayımla yalnız kaldık evde..''Ben kimim '' dedi ve aynı şeyi defalarca sordu.Her defasında ''Dayımsın'' cevabına rağmen..
''Ben senin babanım '' dedi.en sonunda.Bunu hiç bilmedin sen..Ellerim buz gibi oldu.Hala o soğukluğu hatırlıyorum.Doğrumu diye düşünürken nasıl sorarım size yada doğru olsa da ne yapabilirim diye düşündüm çocuk aklımla.Çok ağladığımı hatırlıyorum .Birde ilk kez sevginin ne olduğunu çok düşündüm.
Sevgi neydi?
Artık biliyordum.
Allah bir hediye vermişti bana seni.Vermeseydi nasıl severdim seni. Coşkun akan dere durulur.Ağaçlar yapraklarını döker güz olur.Gökyüzü hep güneşli ve mavi değildir.Bazen kara bulutlar çıkar,yağmur olur. Artık biliyordum.Sevgi emekti. Senin kadar hiç kimse değer vermedi,emek vermedi bana. Oysa ben senin için hiç bir şey yapamadım. Sen küçük bir mucize yarattın hayatımda.Bana seninle geçen 15 yıl armağan ettin. O karabulutlu ,yağmurlu kış günlerinden birinde bırakıp gittin beni. Hiç kimse seni benim kadar sevmeyecek

 

                             25.12.1999

yagmursezen