HÜZNÜN SOLUĞU
 

“Gözlerini kapat ve bana bak. Ben diye ne varsa gördüğün. Aslında senin yokluğun”

 

Terkedilmiş bir sokakta, ellerimde sıkışan bir imzalı bir yürekle dargınlığımın içine hapsederken gözlerini, gözlerimden akan şafağın hüznünü bulutlarla beraber ben yazdım asfalt hislerime…

 

Oysa gitmene sokak lambaları bile içlendi. Bir labirent gibi dolaşıyorum beynimin içinde ve geçtiğim her yer dilsiz, aldığım her nefes sağır, ve senli olan her şey artık karanlık…

Geçiyorum sokaklardan, taşlar , topraklar, ay ve karanlık ve yıldızlar hepsi bana bakıyor, aklım gecede, en zayıf yerinden vurulan bir kanarya gibiyim, ışıklar sessiz, soğuklar tatsız ve sen yoktun…gecemde karanlığımda …

 

Aşkın her anını ince yağmurlu bir gecede, kör bıçak gibi saplayıp giderken tırnaklarımın ucuna,  kan çıkmaya başladı gözlerimden, geceler bir sırrımı daha öğrenirken, ayla birlikte dertleşti uzun Samanyolu, ıslak yüreğimi liman edeceğim …bir kara haber tadında bıraktı hem soğuk, hem kararlık hem aşk hem de sen…

 

Sevabı olmayan bir günahkar boşluğu içindeyim, ve de çırılçıplak bilir misin sen ne demek olduğunu yıldızları elinden alınmış bir gökyüzünün hüznünü, bilir misin gizlerken en derin hislerime, çocuğun gülüşündeki asalet kadar yalnızlığımı, her tatlara galip gelmenin tadını sana borçluyum günahlarımla birlikte ve ardına bıraktığın bebekler tadında, ve ılık bir kutup hüznünü gizlerken, karanlıklardaki her hangi bir ıslık sesine…ve de gittin…geri gelmeden…

 

Boynuna dolarken en leziz sırlarımı, uçurtmasını kaybetmiş bir hüznün yangınlarına, ismini bağışladım bir kıvılcım ihtişamıyla…gece vardı, karanlık vardı, yalnızlık vardı, hüzün vardı bir tek sen yoktun…ve ben aşkı yaktım… bir cehennem yeşilliğine… Ey ayın her gününe aşık olan, aşkıyla utanıp geceye sarılan güzel, ben seni sen gittin diye yaktım, ben aşkı sen gittin diye yaktım…


Uzun hayallere sığmayan bir zindan gibi, ellerimi hayallerinde titrettim ve gölgen şarkılar söylerdi hep bana… baş başa kalırken ince nezih vücutlarında arasında ve ben hep yalnızlığımla baş başaydım ve de senin yokluğun…

 

Dilimin ucuna hepse ittiğim sırlarımı artık sensizliğimle paylaşıyorum bir sokak çeşmesi gibiyim, bekliyorum, gelenler geçenler yağmur çamur ve son sözlerimin ardından gözlerime olan küslüğüm, küçük bir sevgili gibi dolaşırken en kuytu yerlerde hayalinle yoğrulurken, biz hep ordaydık sabah uyumuştu, gece atlı karıncalar gibi nefessizken, sana ihtiyacı olan bir çift göz vardı bu gece… ve her gece

 

Ve geçiyor artık gözlerimin önünden beyaz gölgeler, oysa suya yazılan mektup gibi, meltemsi bir korkunun hüznünde, harflerini bağladım gözbebeklerime, öbek öbek açılan hislerini saati gelip açılan bir papatyanın ayak uçlarına bıraktım…

 

Ve sıyrılır gibi yılanlardan bir gömlek sonrası anlamsız bir hiç… sensizliğin sonrası dayanlmaz olur, soğuklukla birlikte, gecenin güneşle kavgasını seyreder dururum, gündüzleri gelecen gibi kokuyor yalnızlığım, loş bir sokak lambası mutluluğu gizlenir gece yarılarıma, tüm şehir uykudayken demir parmaklıklardan içeriye süzülen bir kurnaz bir ateş düşersin ince kafeslere, sensiz bir şehir, ve yatağım olur, derin bir duvar…sırdaşlık ederken kaldırımlar ve sönen her pencere ışığına yenilirdim, işte o zaman biterdi hayallerim işte o zaman biterdi ümitlerim ve işte o zaman biterdi her şey ve sen…

her doğan günün ilk heyecanına saklamak kadar , hiçbir şey ümit vermez senin kadar, geçtiğim her duygulara ayak izleri bırakırken, bir yolcu treni gibi düz ve sade duygularımla yenik düşerdim, her kandil akşamlarında. Ve sonra biriktirirdim sensiz geçen gecemi bir önceki günüme teslim ederdim çiğdemsi dokunuşla…

 

umutlarım teker teker ölürken, şehrin öbür ucunu bilmeyen bir dilenci gibi,  ter ve kan izdivaç ederken siluetlerde, dolunaya vaat ederken yeminleri soğuk pusuya yatan bir ceylan hüznünü aradım ,oysa ki sen yoktun yanımda, ölürken ben birer birer atlas yataklara uzanan yatalak bir kirpi gibi yağan kara inat ederken göğsüme inen bir hançerin sızısını bıraktım şehrin en kutsal yerine…

 

isminin ortasına canımı, varlığının arasına bedenimi, verirken alçakça gürültülere aldırmadan terennüm ettim hülyalarını, sokak köpeklerinin soluğuyla ısınırken…

 

ve yetmiyor artık gücüm, gidişin bir ihtilal gibi büyürken yıllarımda, kıraç yüreğimi lodosa veriyorum ve en kırmızı yaprakları bu şehre armağan ederken, şahit tutuyorum ölüleri gözbebeklerine. Nefesim sellere karışıyor, bir yamyamdan ödünç aldığım tadı sabır kokan her kelimene armağarn ediyorum. Güle güle deyişini…ve son gidişini ve son damlanı…ve içimden haykırıyorum ecinniler şahit, geri gel nolur geri gel…

 

Şimdi  yağmura  susuz  bir  şehir  gibi, Sensiz  günleri  ekiyorum, kurumuş  göz  çukurlarıma. Bensiz  bir  hüzün  gönderiyorum; Ve  tüm  terk  edilmişliğimle  sana ! Yalnızlığıma  inat  gözyaşı  bırakıyorum, En  derinimde  yaşlanıyor, tüm  söylenmemiş sözler…


 Hayatın  en  acınmaz  sırları .İçimin  kuytularına  birikiyor  hüzünler Ve  senden  geliyor  en  sahipsiz  düşler. Dokunsam  ateş  oluyor  gölgen, Buz  kesiyor  ruhun . Hep yanındayım uzağına  kaçsam…Şimdi   sürgünüm  kendime, Alev  buğulu  rüzgarlarda  üşüyorum. Ne  zaman  arasam  kendimi  içimde, sende  kayboluyorum. Bilmiyorsun  ki; sen  bende  ne  kadar  çok yakınsın… Öyle  acıtıyor  ki  beni, İçimin  yollarındaki  ayak  izlerin. Kaç  adım  daha   uzar  hayat  söyle, Geceler  beni  sana  sürükledikçe…geceler bana seni hatırlattıkça…

 

Yağmur  düşünce  kirpiğimin  üzerine, sen  gecem  oluyorsun. Ama ben  boğulurken  gecemde, Sen  gözlerimden  firari  süzülüyorsun. Şimdi  tüm  gidişlerin  çağırıyor  beni bende  yetim  yağmur  taneleri…sende anlamsız hüzünler…

 

Sahipsiz  yalnızlığıma  dokunuyor  ellerin, Bense  çocuksu  bir  ruhla  üşüyorum. Sahipsiz  bakışlarından; gözlerinde  ölmemeyi  öğreniyorum. Şimdi  tüm  kelimeler  can  çekişiyor  aramızda , Ağzımızdan  kanıyor  ayrılık; Kilitli  dudaklarımız  öfkeli  yarına, yuva  kuruyor  kuytularımıza. Yaralarım  medet  umuyor  zamandan, Oysa  unutmak  ne  zor  hatırlamaktan. İçi  oyulmuş  acılar  hafifliyor  omuzlarımda Ama  bana  en  ağır  yine  sen oluyorsun bu yasak şehirde… 


 Gitmem  gerek  senden. Göz yaşlarımla  yüreğine  yazıyorum, kurşun kalemle  yaşanmış  bir  hayatın  özetini.. Sen  sayfa  sayfa  okurken  her  geçen  yıl  kendini Ben  yolcusunu  kaybetmiş  bir  yola  başlıyorum. Ve  seni  acıtacak  olan; Ben  seni  severken  terk ettim  kendimi, seni, bu şehri …ve  tüm  terkedilmişliğimle  daha  çok  sevdim  seni Şimdi  tek  bir  adın kaldı kulağımda sessiz sessiz yankılanan…

 

Hakan KIRBAŞ