ŞADİYE HANIM (ANNEANNEM)
(yaşarken,ölü geçirilen 6 yılın anısına)



Anneannem, esmer teni, kalkık burnu, kıvır kıvır saçları, kısacık boyu, ama 
genç kızları bile imrendirecek kadar ince vücut hatları ile - gençliğinde 
güzel bir kadınmış-.dedirtirdi herkese..
Ama dedemi ne siz sorun , ne ben anlatayım..
Dedem...-Benim dedem- inanın ,en az Atatürk kadar yakışıklı bir 
adamdı...Masmavi, deniz gözleri, zamanında sarı olduğunu belli olan, ama 
benim hep pamuk gibi beyaz hatırladığım, sırma gibi saçları vardı, çok 
yakışıklı ve bir o kadar bakımlı, bir adamdı..Son yıllarında bile, gözleri 
iyi görmediği için bizden tıraş makinesi ile sakallarını kesmemizi ister, 
hep ütülü ve kar gibi beyaz gömlekler giyer, evin içinde bile kravat takar, 
lacivert pantolonu eğer jilet gibi ütülü değilse, söylenirdi..
Ama ancak söylenebilirdi...Asla bağırıp , çağırıp olay çıkarmaya hakkı 
yoktu, hiçbir olayda ,aile içinde anneannem dışında kimsenin hakkı olmadığı 
gibi-belki gençliğinde ,yapmıştır -ama ben kendimi bildim bileli dedem, 
anneannemden çok çekinirdi hatta tam ifade etmek gerekirse korkardı..
Dedem tıpkı İstanbul beyefendileri gibi, saygılı, şair ruhlu, efendi, dürüst 
, zengin bir ailenin iki çocuğundan biri idi...Abisi Çanakkale de şehit 
düşmüştü...
Anneannemle aralarında tam 13 yaş fark vardı..
Dedem anneannemle, 30 yaşında evlenmiş, anneannemde o zamanlar 17 yaşında 
imiş..
Bazen bana, anneannem yanımızda yokken , onun ne kadar huysuz bir kadın 
olduğundan yakınırdı...
Bende sabırla dinlerdim anlattıklarını, dedem çoğu zaman olaylar da haklı 
idi..
Ona hak verir sonra kısık bir ses tonu ile anneannemin duymayacağı bir 
şekilde..'Dede, sen Atatürk gibi adammışsın..Niye aldın bu SADİYE Hanımı, 
kara kuru ... 'derdim gülerek..
Anneannem eğer konuştuklarımızı dinliyorsa muhakkak gelir ve 'babam ilk 
istediklerinde vermemişti.. kızım küçük demişti... 4 yıl sonra, 30 yaşına 
gelinceye kadar deden beni bekledi, ben Onu almasam, deden evde 
kalacaktı..'diye çıkışırdı bana....
Dedemle arkasında gülerdik birlikte, ama sessizce... Şadiye hanımı tekrar 
kızdırmayalım diye..
Sonra dedem ' yaşlandıkça daha çok huysuzlaştı, gençliğinde böyle olsa, 
boşardım anneanneni ' derdi, gülerdik tekrar ..


Hırçınlığı ile herkesi korkutmuştu anneannem..
Büyük teyzem, Ermenek'de yaşadıkları tarihte anneannemin onları erken 
kaldırmak için, üstlerine tekme ile yürüdüğünü anlatmıştı bir seferinde 
bana...
Birde kitap okuyor diye, teyzemin odasının, ampulünü çıkarmış, çok elektrik 
yakıyorsun diye, kızarak... Teyzem bunu bana ağlayarak anlatmıştı...
Ama bunun yanında, Anneannem çok çalışkan bir kadındı, bir o kadar da 
zekiydi ...Dedem helvacı dükkanını batırdıktan sonra Konya' dan İzmir'e 
taşınmışlar, anneannemin çalışkan ve hesaplı kişiliği ile İzmir de yeniden 
iş kurmuşlardı...Anneannem, 3 yıl okula gitmesine rağmen çıkarma, toplama, 
çarpma işlemlerini kömür karası gözlerini tavana diker bir çırpıda 
yapardı....
5 çocuk, 2 tanede yeğenden oluşan geniş bir ailenin yükünü bir başına 
omuzlamayan dedeme yıllarca destek oldu anneannem..Bahsettiğim gibi dedem 
salon efendisi idi, ticarette ürkekti, anneannem dedemle birlikte trikotaj 
atölyesini işletmiş çocuklarının , okumasında katkıda bulunmuştu...
anneannem tam çap par, dürüst, çalışkan ama dediğim dedik ,bir Anadolu 
kadını idi..

Bir gün gecenin üçünde çalan bir telefonla uyandık, dayım bizi anneannemlere 
çağırıyordu..
Dedem çok hasta idi..
Dedemlere geldiğimizde, dedem ölmüştü..
hayatımda ilk kez çok sevdiğim biri ölüyordu...
Ona dokundum,sıcaktı...uyuyor gibi...yüzü gülüyordu sanki....
saatlerce baktım ona, bir ara sanki nefes alıyormuş gibi geldi, babamın 
yanına koştum 'baba dedem nefes aldı 'dedim..
babam 'göğüs kafesi arada hararet eder kızım,bu normal...'dedi...
kabullenmeliydim, dedem yoktu artık ,Konya'da tepsi üstünde dansöz 
oynatışlarını, anneannem den gizli bize anlatışı, anneannemle çekişmeleri, 
Atatürk' ü tren garında ilk görüşünü anlatışları geldi gözümün 
önüne..Çanakkale savaşın da ölen abisini anlatırdı, abisini iki oğluna O 
bakıp yetiştirmişti..

çok üzgündüm, ağlıyordum... Bir ara mutfağa gittim, anneannem başın sağ 
olsuna gelenlere
çay demlemeye çalışıyordu..ilerleyen yaşına rağmen tüm işlerini kendi yapmak 
isterdi..
O gün bile çayı kendi yapmaya uğraşıyordu..
'Dur anneanne ben yaparım Çayı' dedim..
'ben saten çayı içine koydum' dedi..
demliğin içine o zaman baktım, sonra anneannemin yüzüne baktım, 
şaşkınlıkla.. .
Anneanne, bu çay değil ki, kırmızı toz biber koymuşsun , cay yerine 
'dedim..

Anneannem bitmişti, 58 yıllık kocasını kaybetmişti... O gün anneannemde bir 
değişiklik olduğunu anladım , ama acısına verdim..Hasta olabileceği aklıma 
hiç gelmedi..

Anneannede ki hastalığı ilk o yıl fark ettik..
Yalnız gecen zaman ve dedemin yokluğu, hastalığını daha da hızlandırdı..
bizim evimizin ön balkonundan anneannemlerin salonu görünürdü..
Bazı geceler kalın perdeleri kapamadığı -ya da kapamayı unuttuğu demek daha 
doğru olacak sanırım- bizim evden ne yaptığını görebilirdik..
saatlerce kaybet tığı bir şeyi arardı...Tüm çek yatlara bakar, gardırobun 
üst raflarından yıllardır kullanmadığı eşyaları indirir, kaybettiği eşyasını 
arardı..
bazı geceler dayanamaz, yanına giderdim 'yine ne kaybettin anneanne 
'derdim..
kaybolan bazen bir ütü, bazen çamaşır mandalları, bazense bir elbisesi 
olurdu..
birlikte arar bulurduk, biz ararken o hep söylenirdi 'geçen gün küçük 
enişten geldi, muhakkak o çalmıştır mandallarımı 'diye..
Gülerek 'anneanne eniştem, senin mandallarını ne yapacak ??'derdim..
'sen bilmezsin, yaşlandım, yalnızım diye evimde ki her şeyi çalıyorlar 
..'derdi.

Anneannemi bir beyin cerrahına götürdük , o yıl..
Ve o gün acı gerçeği öğrendik..Anneannem bunuyordu..
Beyne giden damarlar kireçlenmeden dolayı tıkanıyor, oksijensiz kalan beyin 
hücreleri ölüyor..Ve anneannem, o her şey den anlayan, tavana gözlerini 
dikip çarpma ve bölmeyi bir çırpıda yapan, Baklavalar, su börekleri açan 
Şadiye hanım bunuyordu..
Artık cay bile demleyemez olmuştu...
Doktor 'hazırlıklı olun, bu yaşadıklarınız hastalığın henüz ilk devresi, 
Öyle zamanlar gelecek ki sizi tanımayacak, beni aç bıkamıyorlar, hatta 
dövüyorlar diye bağıracak' demişti..
Tüm bunları, içimiz parçalanarak , son 6 yılı, her gün biraz daha kötüye 
giden anneannemin gözlerimizin önünde, yaşarken öldüğünü seyrederek 
geçirdik..
Gün geldi Anneannem, balkonlara çıkıp, 'beni dövüyorlar' diye de 
bağırdı..Gün geldi,teyzenim yazlık evinden kaçıp, otostop ile arabasına 
bindiği kişilere, benim 5 çocuğum var, ama hiç biri bana bakmıyor, açım, 
beni evime yanı Hasan Pınar ına(Konya Ermenek te bir bağın adı imiş, 
anneannemin genç kızlığı bu bağda geçmiş) götürün diyerek , soluğu İzmir de 
mi almadı..açım diye balkonlar da mı bağırmadı?

6 yıl boyunca , dönüşümlü olarak 5 evladı anneanneme baktı..
bizde kaldığı zaman boyunca anneannemle ilgili öyle çok tirajı komik anım 
var kı..
size hangisini anlatsam..?
Hiç birimizi tanımıyordu artık..Ama 'Kamil' ini- tek oğlunu -ölünceye kadar 
hiç unutmadı..
son nefesinde bile- Kamil- çıktı ağzından, oğlunu her şeyden çok sevdi...

size o çalışkan ,akıllı, becerikli, kadının son yıllarını nasıl bir azap 
içinde geçirdiğini anlatabilmek için, anneannemin hastalığının çok 
ilerlediği yıllarda gerçekleşen bir anımı anlatmak istiyorum..

sıcak bir yaz günü, anneannemi odasından hiç dışarı çıkarmamıştık, çünkü 
dışarıya çıktığı anda kaçıyor ve Hasan Pınar'ı denem bağa gitmek için, yola 
koyuluyordu..(anneannem İzmir de yaşıyor,hasan pınarı adın da ki bağ ise 
Konya Ermenek te idi)
artık Hasan Pınarı kelimesinden tık sınmıştım..her gün anneannem Hasan 
pınarı na götürün beni diye feryat ediyordu...üstelikte her fırsatta Hasan 
Pınar ına gitmek için evden kaçıyordu..
güneşte dolaşması da yasaktı, çünkü aldığı sakinleştiriciler güneşte alerji 
yapıyor tüm vücüdü kıpkırmızı alerji oluyordu..

o aksam sakinleştiricilerinde etkisi ile biraz daha iyi gibiydi..
market yazlık evimizden bir haylı uzaktı , markete giderken anneannemi de 
yanıma almak istedim...hava alsın istiyordum..
Artık gözlerine baktığımda anneannemin gözlerini göremiyordum, o zaman içim 
burkuluyor, o zeki, becerikli , tutuğunu koparan, kadının aslında artık 
yaşamadığı anlıyordum anneannem dedem kadar şanslı değildi. O maalesef 
yaşarken ölmüştü....bazen bir çocuk masumiyetinde bakıyordu o gözler, 
bazense içinde şimşekler çakıyor, gözlerden fışkıran kin ve nefret her şeyi, 
herkesi yakıp geçiriyordu...O anlar da içim kan ağlayarak,anneannemi 
seyrediyordum..

Markete doğru el ele yürüdük..Önce, her sey yolunda idi.. sonra, yolun 
yarısın da elimi bıraktı ve yerde gördüğü bir karton parçasını aldı, 
terliklerini çıkardı..
'Anneanne ne yapıyorsun? 'dedim..
bu deriden kendime ayakkabı yaptıracağım dedi..
terliklerini tüm ısrarlarıma rağmen giymedi..
O şekilde markete gittik..anneannemin terlikleri benim elimde,onun elinde 
bir karton parçası markete girdik..
alışverişi yapıp parayı uzattığım sırada anneannem, parayı elimden kaptı ve' 
bu parada beş çocuğumun da hakkı var hepsini size yedirmem' diye bağırmaya 
başladı..
ne yapacağımı şaşırmıştım..
Market sahibi anlamış gibi basını salladı ,anneannemle marketten parayı 
ödeyemeden çıktık,(daha sonraki gidişimde borcunu market sahibine ödeyip, 
özür diledim ve anneannemin durumu anlatacak oldum ama market sahibi saten 
anneannemi tanıyormuş.. Her yaz, yazlık evimizin bulunduğu Seferihisar dan 
İzmir e iki ,üç kez kaçardı...bu sayede sitede ünlü olmuştu...)
daha sonra marketten eve dönerken, yolda bahçesini sulayan bir adamın 
üzerine yürüdü, suyu çok kullanıyorsun, diye bağırarak..
15 dakikalık market ve evimiz arasındaki yolu, 1 saat 15 dakika da 
almıştık..
ben harap düşmüştüm, cok yorulmuştum ama anneannem hiç yorgunluk 
hissetmiyordu...
Sonradan öğrendim, beyin iflas ettikçe, yorgunluk, uyku, acı merkezleri 
zarar görüyor ve bu duyular hissizleşiyordu, hatta yok oluyordu..İlerleyen 
yıllarda anneannem 20-22 saat hiç uyumayacak, sürekli evin içine gezinecek, 
sabaha kadar bize akıl almaz sürprizler hazırlayacaktı..

Bazen tuvaletin yerini karıştıracak, bazen de yastıkları buz dolabına (gar 
dolap sanarak) koyacaktı biz uyurken..

Anneannem..6 yıl, bu durumda yaşadı, -tabii buna yaşamak denirse- Yasadığı 
her gün, bir öncekinden daha kötüydü. Bu , hem anneannem için, hem de ona 
bakanlar için her gün ölüp ölüp dirilmek anlamına geliyordu...

Anneannem en son yutmayı unuttu,artık hiçbir şeyi yutamıyordu, ağzına 
pamukla su veriyor, dudaklarını bu şekilde ıslatıyorduk... Son günlerinde 
eve gelen doktor ' kalbi , bir genç kızın ki kadar sağlam ama beyin iflas 
etmiş' demişti...


Öldüğünde herkes hayatının son altı yılını yaşamadığını düşünmüştü .Evet, 
gerçekten anneannem son 6 yılını yaşamadı sayılır..

Ama ben öldüğünde her şeye rağmen çok üzüldüm, o gece, dedemin öldüğü gece, 
hastalığın ilk seyrini fark ettiğim gece, aklıma geldi hep..
Hala ağlayarak, başın sağ olsuna gelenlere cay yapmaya çalıştığı, gözümün 
önünde gitmiyor...

Her ikisini de-hem dedemi, hem anneannemi- çok özlüyorum..

Onların o tatlı didişmelerini seyretmeyeli, dedemin anılarını dinlemeyeli, 
anneannemin böreklerini yemeyeli kaç sene oldu?

Dedem ve anneannem 58 yıl aynı yastığa baş koymuşlardı..
Şimdi mezarları da yan yana...


Hayat acı, tatlı sürprizlerle dolu ve hayatın içinde yaşadığımız mutluluklar 
dakikalarla sınırlı..çok az mutlu, çok hüzünlü yaşamlar var aslında 
etrafımızda... Şöyle bir bakın, onları görmeniz, dinlememiz bile, 
yaşadığınız hayat için şükretmemize sebep olacaktır.. Yaşadığınız her mutlu 
dakikanın tadını çıkarın...İnanın mutluluğu yaşarken , bazen mutlu 
olduğumuzun bile farkına varamadan, harcayıp gidiyoruz mutlulukları..
Oysa yaşam için de öyle acılar, öyle yaşarken ölmüş hayatlar var ki..
Hayat denem elimize verilmiş hediye için, anneannemin son altı yılını 
düşündükçe şükrediyorum...Anneannemin çektiklerini aklıma getirmek, o an 
sorunum ne olursa olsun, yaşadığım hayata şükretmemi sağlıyor..

Anneanneciğim,dedeciğim......
nur içinde yatın..
ikiniz de çok seviyorum..

Ö Z E N K I R A Ç


Giriş Sayfası Yap
Favorilere Ekle