BİR GİDİŞ GİTTİN Kİ...



                      ( 1 )

Bir gidiş gittin ki, her taraf sis içinde, göz gözü görmüyordu. Dünya
dönmüyordu. Acım dinmiyordu. Masmavi gökyüzünde süzülen jetlerin bıraktığı
iz gibi, uysal bir deniz gibi, çağlar öncesinden kalma bir giz gibi kaldın
içimde.
Bir "Allahaısmarladık" deyişin, bir boynunu büküşün, bir "gidiyorum" deyişin
vardı yeşil gözlerin ağlamaklı. Bu gözlerinde son düşüm, bu seni son görüşüm
oldu.

O kumral saçlarını gecelerime perde ederdim, gözlerini yıldız. Ayaklarım
sana koşar sicim yağmuru gibi. Ellerim seni sorar telefon direklerine.
Umutlarım darağaçlarına asılır kuşluk vakti. Yamaçtan huzursuz akşamlar
iner, yalnızlık kopkoyu oturur yüreğime, acılar yığılır üzerime.

Bir mektup, bir telefon, bir haber, çok bekledim seni zakkum gibi gecelerde
sabahlıyarak; uyumadan uyandım yeni bir güne başlıyarak. Ben güçlüyüm ama,
karşıma çıkan yollar pürüzlü; odamın perdeleri solgun yüzlü.

Bir gün döneceksin diye, kaç yıl susuz kaldım sevgiye...Bu gözlerinde son
düşüm, bu seni son görüşüm oldu; bu içimde izdüşüm oldu.




                           ( 2 )


Anlat, hadi beni aydınlat, anlat kör gecelerden, sağır ufuklardan neler
çektiğini? Anlat bir insanın uzay boşluğunda fırtınalar önünde esen zerrecik
gibi kaybolmuşluğunu. Güneş batınca ıssız sokakların loşluğunu,  yaşamın
boşluğunu hadi anlat bir insanın kahrolmuşluğunu, kahrolanların
mahvolmuşluğunu, mahvolan insanın sarhoşluğunu anlat.
Beni aydınlat, hadi anlat seni dinliyorum. Beni kahretmek için saatlerce
anlatırdın: Hani sen masal dünyasının prensesi olacaktın? Hani ipek halılar
serilecekti ayaklarının altına? Hani önünde eğilecekti asilzadeler? Hani
katın, yatın, köşkün, kürkün, arabaların,  mücevherlerin olacaktı göz
kamaştıran? Nerde uşakların, hizmetçilerin, şoförün?  Nerde o ışıltılı
dünyan, nerde o görkemli yaşam? Hadi anlat, seni dinliyorum.

Bunların hiç biri olmadı, biliyorum, hiç birini gerçekleştiremedin. Bunları
yaşayacağını sandın, oysa yaşayamadın. Öyle engeller var ki, aşamadın...Bir
kaç pisliğin kucağında bazen aysel, bazen nursel oldu adın. Sarhoş mezesi
olmaktan, salyalı ağızların eğlencesi olmaktan öteye gidemedin. Sil, al sana
mendil, gözyaşlarını sil ve o hayallerinin düşlerde olduğunu bil...

Bana, boş şişelerde başarını kutlamak, bana hayatı kahretmek kaldı senden.

Anlattılar: Pişmanlık gözyaşlarını da biliyorum, beni unutmadığını da...

Kendini de mahvettin,  beni de...

SA

( 3 )


Ah içimdeki derin sızım, cancağızım,çevrem ne denli kalabalık olsa da, ben 
milyonların yaşadığı bu kentte o denli yalnızım. Sen yoksan, biter umudum, 
her şeyim noksan.
Umudun tükendiği yerde güller hep erken solar. Güllerin erken solduğu yere 
acıyla hüzün dolar. Acıyla hüznün dolduğu yerde martılar bile ağlar.

Martıların nasıl ağladıklarını bilir misin? Bir köşede öyle sessizce...Bakma 
öyle çığlık çığlığa uçuştuklarına...İnsanların da doğasında vardır ağlamak. 
Usul ve esas yönünden değişik olmakla birlikte, kimi yalnızlığına ağlar, 
kimi izlediğine, kimi terkedilmişliğine, kimi yıkılmışlığına, kimi sevdiğine 
ve kimi de yitirdiğine ağlar. Sanki yarıştığı pistte bir hızlanıp, bir 
yavaşlar gibi; bir duaya başlar gibi, hüzün veren aşklar gibi...Ben de çim 
yeşili gözlerin gelince aklıma bir tuhaf oluyorum ve hüzünle doluyorum; bir 
köşede öylesine sessizce, yokluğuna ve yalnızlığıma ağlıyorum.

İçimi sorma hiç bilmece gibi, sanki bütün dertler hep beni bulur, ben güne 
hasret bir gece gibi, sanki güneş batar karanlık olur. Ne yana dönsem, ne 
yapsam, ne etsem bilemiyorum; yalnızlığın derin izini silemiyorum.

Sanki karanlıkta el çırpar gibi...

Azrailin soğuk nefesi,yüzüme çarpar gibi...

Sanki ölümüme göz kırpar gibi...



( 4 )


Üç şey var ki, içimdeki en derin iz; biri ben, biri sen, biri deniz...Sen 
denizlerin en mavisi, en güzeli, en soylusuydun. En güzel kokan deniz, 
yakamozları en parıltılı deniz, yosunu en yeşil olan deniz sendin. Yeşilin 
yüzlerce tonu sendeydi. Her ton bir diğerinden derindeydi. Yeşilin böyle 
derin bakanını, tutkuyla iç yakanını ilk sende gördüm. Havada bir deniz 
kokusu, bir yosun kokusu, yakamozların alabildiğine parıltısı vardı.
İçimde bir yalnızlık, terkedilmişlik, atılmışlık, satılmışlık korkusu vardı. 
Huzursuz akşamlarda biten bir sevi, seni yitirmek korkusu kadardı. Yollar 
aşılamıyacak kadar uzun, geçilemiyecek kadar dardı.

Benim en yüksek dağların tepesinde ağarmış başım yok. Yeryüzündeki en ilk ve 
en eski kilisenin rahibi ben değilim. Ne varsa en gizli, en özel, en güzel 
efsaneleri, masalları, büyüleyici şiirleri ben yazmadım; bir gitar mırıltısı 
gibi ağlayan besteleri ben yapmadım, resimleri ben çizmedim, en görkemli 
sözleri ben söylemedim.

Benim bir yarım sendin, senin diğer yarın bendim. Ben 'sen'dim aslında; sen 
'ben'dim! Sen, içimde esen, fırtınalar seliyken; yamaçtan huzursuz akşamlar 
inerken, sigaramın ucunda şaşkın umutlarım yanarken, boş şişelerde başarını 
kutlarken, nasıl maviler yığılır alabildiğine ben kahrolurken?...Öyle bir 
ben ki, saçından tırnağına sen; öyle bir ben ki, hüzünle acıyla doluyken...

Sen gittin bir hatıran kaldı...

Ben bittim bir AH'ım kaldı...

Deniz kirlendi ne kaldı?...



( 5 )


Aynı apartmanda otururduk seninle. Çocukken birlikte oynardık. Ailece 
tanışırdık, sık sık gider gelirdik. Çok iyi anlaşırdık. İlk, orta, liseyi 
aynı sınıflarda birlikte okuduk. Daha minicik bir çocukken, sen bensiz, ben 
sensiz olamıyorduk. O gün bugündür, sen benim dört heceli erkek adımı, ben 
senin iki heceli büyülü adını, unutamadık. Ta içime işledin; canımdın, 
kanımdın ,hayatımdın, limanına sığındığım masmavi denizimdin; acımdın, 
sızımdın, yaşam tadımdın, güzel kızımdın, büyülü sevdamdın, herşeyim olan 
herşeydin! Senin olmadığın yer gitmeye, görmeye bile değmezdi. Sensiz olmaya 
dayanamazdım. Sana bakmaya bile kıyamazdım. Varsa sen, yoksa sen! Sensiz 
ben, bensiz sen olamazdı...Ben senin ilk yarındım, sen beni tamamlardın. 
Buğulu çim yeşili gözlerine bakamazdım; hüzünlenirdim, gözlerim dolardı, 
ağlardım...Birlikte aynı dersaneye gittik, üniversite sınavlarına girdik. 
Ayrı fakülteleri kazandık, senin puanın İzmir'e yetti. Baba tarafın 
İzmirliydi. İzmir'e yerleşmeye karar verdiniz. Önce baban işini nakletti, 
sonra sizi...
Bir gün geldin aniden, yeşil gözlerin ağlamaklı. Bir "gidiyorum" deyişin, 
bir "Allahaısmarladık," deyişin ve öylesine boynunu büküşün vardı. Dünya 
dönmüyordu, acım dinmiyordu.

Önce babanı yitirdin, sonra fakülteyi terkettin. İzmir'in eğlence dünyasıyla 
tanıştın; her partide boy gösteriyordun; salyalı ağızların eğlencesi, 
medyatik sosyetiklerin mezesi olmuştun. Bir mektup, bir haber, bir telefon 
çok bekledim seni zakkum gibi gecelerde sabahlıyarak, uyumadan uyandım yeni 
bir güne başlıyarak ve her yeşil göz gördüğümde içim kan ağlıyarak...

Rastlantılara hep inanırım. Yedek subaylığımı İzmir'de yaptım. İki yıl 
Karşıyaka'da ayrı evlerde ama, birlikte kaldık. Birbirimizi eskisinden de 
çok seviyorduk, ancak gitarın tellerinin de koptuğunun farkındaydık. Bensiz 
de olamıyordun, geceleri eğlencesiz de...Eğlence dünyasının figüranı 
olmuştun, prodüktörler seni yönlendiriyordu; seni değiştirmeye gücüm 
yetmiyordu.

Ben Bursa'ya döndüm, sen İzmir'de kaldın...

Sen bensiz de olamadın, eğlencesiz de...

Ben senle de olamadım, sensiz de...



( 6 )


Gelmemi isteme, dönemem İzmir. Sokaklarını, sırlarını bilirim bir bir. 
Kopardılar dalından gonca gülümü, elbet gün gelir özlersem ölümü; gelmemi 
isteme dönemem İzmir, niçin dönmediğimi bilirsin bir bir.
Bakarsın ölüm çağırır gelirim İzmir; rüzgar olur denizden eserim bir gün, 
içim yana yana sönerim bir gün; Karşıyaka'da soldu tomurcuk gülüm, artık 
çağırıyor beni de ölüm.

Dönmemi isteme dönemem İzmir, Karşıyaka'da ne oldu bilemem İzmir, ben bu 
acıyı kolay silemem İzmir, hüzünle tükendi geçti bu ömür, adımın anlamı olsa 
da özgür, ben tutukluyum gelemem İzmir, bundan sonra artık gülemem İzmir.

Ahh İzmir, sen benden daha iyi bilirsin bunları bir bir, saçlarımda ayrılık 
rüzgarı, gözlerimde hüzün varsa, zaman zaman duyduğum sancı günbatımı 
kadarsa, çektiğim acı gündoğumuyla başlarsa, ben hala seni ve yeşil 
gözlerini unutamamışsam; ta yürekten seviyorsam; ne tuhaf hala seni 
özlüyorsam, buram buram gözümde tütüyorsan, uğruna ölmeyi bile düşünüyorsam 
ve aynı duyguları senin de paylaştığını adım gibi biliyorsam; hala 
birbirimizi ölesiye seviyorsak ve bir araya gelemiyorsak; gelmemizde 
olanaksızsa; ne yapılır İzmir hadi anlat bir bir? Sen bilemezsin neler 
çektim ben neler İzmir.

Gelmemi isteme, dönemem İzmir. Sokaklarını sırlarını bilirim bir bir. 
Kopardılar dalından gonca gülümü, elbet gün gelir özlersem ölümü; gelmemi 
isteme dönemem İzmir, niçin dönmediğimi bilirsin bir bir.

Ancak Karşıyaka 1. Sokak...

Sırlarıyla bende kalacak...

Bil ki ölümüm olacak...


DOĞRUSU...BAŞARINI KUTLARIM BOŞ BİR ŞİŞE İÇİNDE...


BİR GİDİŞ GİTTİN Kİ...İZMİR ÖYKÜLERİ...

 ERDEN ERKİN/BURSA